24 Ağustos 2019 Cumartesi

Katledilmesinin 23. yılında Kemal Yazar yoldaştan öğrenerek ilerlemek

Proletarya devriminin zafere taşınması ve kurumuş toprakların suyla yeniden canlanması için, özel hamurdan yoğrulmuş özel iplikte dokunmuş yaşamlarını örgütlü savaşıma adayan önderlerden özel yetenek ister, MLKP önderliğinin ihanet yüklü suikasti sonucu, 21 Ağustos 1996 yılında Almanya’nın Duisburg kentinde bedenine sıkılan onlarca kurşunla katledilen Kemal Yazar yoldaş gibi önderlere ancak proletaryanın saflarında rastlanır. O proletaryanın en iyi özelliklerini kendi bünyesinde toplamıştır. Böyle olduğu içindir ki, “Kapitalizmin karşı inatla ve ısrarla isyan eden” görünümündedir.

Elbette insanların yeteneklerini öldüren ve tek yanlı gelişmeyi dayatan kapitalist toplumda, komünist önderler kolay yetişmez. Hele Kemal gibileri daha zor yetişir. Son 40 yıllık süreç, devrimimizin neden ileri atılamadığı sorularına yanıt aramaya çalışıldığında hep karşımıza, devrimci sosyalist önderlik sorununun çıktığı görülmektedir.

Hiç şüphe yok ki komünist önderleri biçimlendirende koşullardır, mücadeledir; ama bütün bunların aynı kulvarda buluşması i gerekiyor. Kemal Yazar yoldaşın devrimci yaşamına kısa bir göz atmak bile, onun devrimci teori ile devrimci pratiği birleştirmedeki çabası ve titizliği, bu alanda göstermiş olduğu devrimci irade net olarak görülür. Kemal Yazar yoldaş 1958 yılında Erzurum’un Tekman ilçesinde Kürt yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Yoksulluk Kemal’i ailesiyle birlikte daha küçük yaşında İstanbul varoşlarına taşıdı. Kemal yoldaş devrimci hareketle 1970’li yıllarda tanıştı ve bu yıllardan itibaren, teori ile pratiğin kaynaştırılmasına özel bir önem vererek, devrimci mücadelenin ortasında buldu kendisini. Devrimci teoriyi mücadele içinde kavramaya ve kavradığını pratiğe sürerek devrimin örgütlenmesini ileri taşımaya çalıştı. O genç yaşında, devrimci görevlerin ağırlığının altına girmekten ve sorumluluk omuzlamaktan geri durmadı. Her zaman en ön saflarda sorumluluk omuzladı, bu görevlere içtenlikle sarıldı, grevlerde, gecekondu direnişlerinde, kitle gösterilerinde ve yasa-dışı eylemlerde ve askeri pratiklerde hep Kemal ön saflarda; ya sorumluluk üstlendi ya da eylemin yönlendiricisi oldu.

21 Ağustos 2019 Çarşamba

Kürt halkın iradesi gasp edilemez faşist 19 Ağustos darbesine sesiz kalmayalım

Erdoğan'ın önderliğindeki Hitler taslağı faşist şeflik rejimi içeride ve dışarıda sıkışmışlığı açmak adına Kürt halkının ezici çoğunluğunun iradesiyle seçilmiş olan HDP'nin kazanmış olduğu Van, Mardin ve Diyarbakır büyükşehir belediyelerini içişleri bakanlığının darbesiyle gasp etti. 23 Haziran yerel seçimlerinde önemli oy kaybı sonucu bir çok metropol kenti kaybeden Cumhur İttifakı, sandık kaybettiğini devletin gücünü devreye sokarak ve halkın iradesini hiçe sayarak intikam saldırılarına girişti. Derin ekonomik kriz, AKP'nin bölünme olasılığının artması ve dış politikada neo-Osmanlı hayallerinin çökmesi saray iktidarının daha pervasız davranmaya itti.

Demokrasi adına faşizmi pekiştiren ve en küçük muhalefeti bile "Yıkıcı ve bölücü odak" olarak damgalayan Saray faşizmi bir kez daha Kürt düşmanlığını kaşıyarak ve Kürt halkının iradesini hiçe sayarak dağılmaya yüz tutmuş faşist dinci tabanını "Vatan, Millet, Sakarya" yalanıyla konsolide etmeye çalışıyor.

Ne ki onlarca yıldır uygulama da olan kirli savaş ve Kürtleri, demokrasi ve özgürlük güçlerini devletin demir yumruğuyla ezme politikası artık piyasada pek alıcı bulmuyor. Bunun vermiş olduğu hırçınlıkla Saray daha fazla faşist yöntemlerle ve yasaklar, hak gasplarıyla toplumsal muhalefetin sesini boğmak ve şeflik rejimini pekiştirmek istiyor.

Saray faşizmi bugüne kadar emekçilerin örgütsüz ve dağınıklığından yararlanarak faşist halk düşmanı politikalarını kolayca uygulamaya sokuyordu. Gelinen durumda faşist terör, baskı ve kayyum politikaları ve işgallerde Saray iktidarının güç kaybetmesine çare olmamıştır. 23 Haziran yerel seçimlerinde Saray iktidarı ve ittifak güçleri ağır darbe almış ve güç kaybına uğramışlardır. Verilen sözlerin hiç birisi yerine getirilmemiş be küçük bir azınlığın zenginleşmesi ve egemenliğini güçlendirme dışında Saray iktidarı emekçi halklarımızın çözüm bekleyen; demokrasi, özgürlük, iş, ekmek, eğitim, sağlık vb. sorunlarına yanıt olamamıştır.

Saray iktidarının elinde, faşist terörü artırma ve devletin sopasını sallama dışında başka bir şey kalmamıştır.

Buradan olarak faşizmin anladığı tek dil demokrasi ve özgürlük, iş ve ekmek için mücadele eden tüm güçlerin eylem ve güç birliği içinde bir arya gelerek HDP belediyelerine yönelik Kayyum darbesinin karşısında durmak ve birleşik direnişi örmektir.

Halkın iradesi gasp edilemez kayyum kararları iptal edilsin belediyeler halkın seçtiği iradeye teslim edilsin. Bugün Van, Diyarbakır ve Mardin belediyelerinin kayyum darbesiyle ele geçirilmesine sesiz kalmak, yarın İstanbul, Ankara, İzmir be muhalif belediyelerin Saray faşizmi tarafından kolayca gasp edilmesinin yolu açacağını unutmayalım.

Saray  faşizminin çöktürerek teslim alma planını boşa çıkarma ve kazanılmaları korumak için, tüm  demokrasi ve özgürlük güçlerini sokağa eyleme ve HDP belediyeleriyle dayanışmayı yükseltmeye çağırıyoruz!

Halkların iradesi gasp edilemez!
Kahrolsun faşist saray rejimi!
Yaşasın emekçi  halkların  birleşik direnişi!

20 Ağustos 2019 

1 Ağustos 2019 Perşembe

İlkesiz ve yaşamın gerçekliğinden kopuk birlikler daha büyük bölünme ve parçalanmaların zeminini olmuştur

Giriş
Aslında Türkiye devrimci hareketinin uzak ya da yakın tarihine ayna tuttuğumuzda göreceğiz ki güç olma iyi niyetiyle başlayan ama ilkeler ve Türkiye devrimin temel sorunları ve ML ilkler, örgütsel pratik çalışmanın yaratmış olduğu güven ilişkileri zemininde gerçekleştirilememiş örgütsel birlikler daha güçlü bölünme ve parçalanmanın yolunu döşemiştir.

Biz bu yazımızda daha çok devrimci saflar içinde gördüğümüz akımların gelişim çizgileri ve gerçekleşen örgütsel-pratik birlikleri üzerinde durmaya çalışacağız. 

İdeolojik, teorik, örgütsel ilkeler temelinde birlikle eylem ve güç birliği bir birine karıştırılmamalıdır
Sarayın önderliğinde faşist dinci diktatörlüğün işçi sınıfına, emekçi halka ve Kürt Ulusal Hareket’e yönelttiği çok yönlü ekonomik -sosyal ve politik saldırılarının yoğunlaştığı ve buna karşılık işçi sınıfının hem önemli ölçüde örgütsüz ve dağınık ve hem de başına çöreklenmiş olan sendika ağalığının egemenliği nedeniyle, grev, direniş vb. eylemlerde istenilen çıkışın yaşanamadığı, Kürt Ulusal Hareketi’ni her şeye rağmen direnmeyi sürdürdüğü, şehir küçük burjuvazisinin hoşnutsuzluk ve öfkesinin arttığı ve sendikal özgürlük talebinin öne çıktığı, küçük üreticilerin "taban fiyatlara" karşı tepkisini dışa vurmaya çalıştığı günümüz koşullarında; bunlara bu yükselişin daha çok kendiliğindenciliğin damgasını taşıdığı, kitlelerin büyük oranda örgütsüz olduğu ve var olan kitle örgütlerinin altının oyularak güçten düşürüldüğü, korku duvarının aşılarak yeni bir yükseliş döneminin ön gününde olan işçi sınıfı ve emekçi sınıflar hareketinin birleştirilmesi ve bu birliğin kapsamının proletaryanın azami hedefine bağlı olarak asgari hedeflerine doğru genişletilmesinin, buna hizmet etmek üzere kitleleri harekete geçirebilme potansiyeli taşıyan politik yoğunlukların birleştirilmesinin önemi devrimci ve komünistler açısından daha anlaşılır bir hal alır.

Devrim ve sosyalizm savaşımının dinmeyen ve sönmeyen direniş ateşi Münir Dışkaya

Devrim ve sosyalizm için yaşamlarını ortaya koyan şehitler emekçi halklarımız ve yoldaşlar için, en kutsal değerler bütünü ve ifadesi düzeyinde, yaşamın en anlamlı ve onurlu ifadesi, devrimci adanmışlık örneğidirler. Dahası yaşanmışlıklara dair anı ve özlem olup, geleceği yaratan kaynaktır şehitlerimiz. Anı, özlem ve saygınlıklarıyla şimdiki dünden bugüne zaman içinde yaşananları, geleceğe dair dinmeyen bir özgürlük aşkı ve isyan çığlığıdırlar. Onlar için geçmiş yoktu.

Çekinmeden yaşamlarını ortaya koyan şehitlerimiz, geçmişi, bugünü ve geleceği aynı hatta buluşturan biz ardıllarına yürünmesi gereken devrimci yolu gösteren köprüdür onlar. Emekçilerin kurtuluşunun yüreği, kurtuluş isteyenlerin dili olup, ezilen ve sömürülen halkların acı ve isyan duygularını silinmez bir imge gibi anılarında taşırlar. Yeni yaşamlarla çoğalan toplumun anlam gücü eşitlik ve özgürlük savaşımının silinmez ifadesi, abidesidirler. Çünkü onların yaşadığı ve yaşatıldığı yerde faşist baskı ve zulme boyun eğme, aldatılma yoktur. Tarihsel toplum ve devrimci gerçekliğimize aykırı anlayış, tarz ve biçimlerde ‘kendini yaşama ve yaşatma’ arayışı asla yoktur.

Biliyoruz ki, halkın özgürlüğü için yola çıkan ve yaşamlarını ikircimsizce devrime adayan şehitlerimiz, erdemleri ve yürekleriyle bu coğrafyaya nakşolmuş onur belgeleridir. Öncelikle halklarımıza yol gösterici öncü olmanın bilinci, kolektif belleğimizin ruhudurlar. Kısacası onlar devrim ve sosyalizm savaşımının izi ve komünizm amaçlarımızın sözüdürler.