16 Mayıs 2012 Çarşamba

39. yılında: 'İbrahim Kaypakkaya' yaşıyor. .

1970′lerin kabaran kitle hareketlerinin içinde kasketli, yeşil gözlü bir delikanlıydı.Genç yaşına rağmen yaşadığı koşulların ve dönemin pratiği içinde geliştirip - büyüttü düşüncelerini.

Kaypakkaya’yı ülkemizdeki burjuva ve burjuva demokrat aydınlar özellikle “yok” sayar. O’nu ısrarla görmezlikten gelirler, bunun tek nedeni vardır. O da, hiç kuşkusu yoktur ki, Kaypakkaya’nın proleter devrimci çizgisidir.

Çünkü O’nun, Türk devletinin niteliğini ve Kemalizm’in faşist özünü, komprodor burjuvazi ve toprak ağalarının temsilcisi olduğunu, Türk devletinin Kürt ulusunu ezdiğini, Kürtlerin ezilen bir ulus olduğunu ve Kürt ulusunun ayrılma hakkı olduğunu net olarak ortaya koyması; ve bunlarla birlikte proleterya önderliğinde demokratik halk devrimi ve kesintisiz olarak sosyalizm ve komünizmi hedeflediği için, ne burjuvazinin ne de burjuvazinin etki çemberi içindeki bazı demokrat aydınlarımızın hoşuna gider. Öte yandan Kaypakkaya’nın düşünceleri ve çözümlemelerinin, bu kesimlerin hoşuna gitmesi zaten beklenemez.

Bu gerçeklerin yanında bir başka gerçek daha vardır ki; Kaypakkaya’nın kurduğu işçi sınfının öncü örgütü proletarya partisi TKP/ML'nin, sınıf savaşımını kesintisiz ve O'nun ortaya koyduğu Marksist-Leninist çözümlemeler ışığında dirayetle yürütmesidir. Burjuvaziyi ve onun idolojik-siyasal çemberi içinde olanları korkutan esas öğe de budur. Çünkü, Kaypakkaya’nın düşünceleri savaşıma kaitiyen ara vermemiş, yarı yolda asla tökezlememiştir.ve yaşadığı dönemden bugüne onun düşünceleri bu coğrafyada en tehlikelisi olarak belirlendi.

Bundandır ki, saklanmaya çalışılan bir meşaladir İbrahim Kaypakkaya!
Anısı mücadelemize rehber olsun!

25 Nisan 2012 Çarşamba

Yaşasın işçinin ve emekçinin bayramı 1 Mayıs!

Sömürü ve zulme dur demek için; Yaşasın 1 Mayıs!

Amerikan proletaryasının 1886 yılında 8 saatlik iş günü ve insanca yaşam hedefli isyan ateşi burjuvazinin acımasız baskı ve zulmüyle karşılandı. Daha iyi bir dünya ve insanca yaşam için ayağa kalkan işçilerin sesi tüm dünyada yankı buldu.1889 yılında işçi hareketinin önderi Enternasyonalce ı mayıs, kurşunlanarak katledilen işçiler ve idam edilen devrimci sendikaların anısına işçi sınıfının birlik dayanışma ve mücadele günü olarak kabul edildi.

Yüz yılı aşkındır dünyanın dört bir yanında ı mayıs işçiler ve emekçilerce, sömürüye, zulme ve ayrımcılığa karşı, birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak kutlana geldi. İşçi ve emekçi yığınların sınıf bilincini ve dayanışmasını, sermaye ve faşizme karşı açıktan eşit, özgür ve sömürüsüz bir dünya özleminin çağrısını ifade eden 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramı, her daima emperyalistlerin ve işbirlikçi faşist gerici egemen sınıfların korkusu olmuştur.

İşçi ve emekçi yığınların örgütlenip - birleşip kendi iktidarları için mücadeleye atılmalarından korkuya kapılan sömürücü egemen sınıflar, 1 Mayısları yasaklamışlar ya da emekçilerin gösterilerini kan ve zulümle bastırarak korku gününe dönüştürmeye çalışmışlardır. Neki tüm faşist-gerici baskı ve yasaklamalara rağmen dünyanın dört bir yanında 1 Mayıslar işçi ve emekçi yığınların, eşitlik, özgürlük ve demokrasiyi geliştirme ve başarma bayramı olarak kutlanmıştır. Her ülkenin somut politik ve örgütlülük düzey ve koşullarına göre kutlanan 1 Mayıslar zorlu ve ısrarlı mücadeleler sonucu egemen sınıflara 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramı olarak kabul ettirilmiş ve tatil günü ilan edilmiştir.

Devrimci ve sosyalistlerin inatçı ve ısrarlı mücadeleleri sayesinde 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramı tüm engel ve yasakları aşarak, fabrikalarda, sokaklarda, okullarda, köylerde ve alanlarda kitlesel olarak kutlanması sağlanmış ve burjuvazinin bir katliam ve korku günü haline getirme planları bozulmuştur. Bir kaç ülke hariç bütün dünya ülkelerinde 1 Mayıs resmi tatil günü olarak kabul edilmiştir. Elbette egemen sınıflar boş durmayarak, 1 Mayıs’ın emeğin sermayeye karşı mücadele günü olarak kutlanmasını engellemek için, sistem içine çekerek onun devrimci özünü boşaltılmaya, işçilerle, emekçilerle, burjuvaziyi ve devleti uzlaştırmaya,"herkesi bayramı"na dönüştürmeye çalışmıştır.

İşçi, emekçi ve devrimci hareketin geriye düştüğü; sendikal hareketin güç kaybettiği koşullarda, egemen sınıflar sınıf işbirlikçisi sarı sendikaları da yanlarına alarak, emeğin sermayeye karşı mücadele günü olan 1 Mayıs kavga gününü bir eğlence gününe dönüştürmeye ve emekçi olarak burjuvazi, aynı gemiye bindirmeye çalışmıştır. Bugün dünyanın birçok ülkesinde 1 Mayıs’ın devrimci içeriği boşaltılarak resmigeçit haline getirilerek sıradan bir tatil gününe dönüştürülerek, işçi ve emekçi yığınların burjuva devletine ve sömürücü-zulümler egemen sınıflara karşı devrim ve sosyalizm mücadelesiyle kurtuluşlarının mümkün olacağı bilinci edinmeleri darbelenmiş-engellenmiştir.

1 Mayıs kutlamaları dünyada olduğu gibi Türkiye’de Osmanlıdan bu yana yüzyılı geçkindir öyle ya da böyle yaşatıla geldi. Başta İstanbul olmak üzere birçok yerde işçiler 1 Mayıs işçi bayramını sömürü ve baskıya karşı mücadele günü olarak kutladılar. 1920’lerde ise emperyalist işgale karşı direniş günü olarak kutlanan 1 Mayıs işçi bayramı Kemalist cumhuriyetin ilanının ardından 1924 yılından itibaren yasaklanan, işçi ve emekçi yığınların bilincinden silinmeye çalışılan 1 Mayıs daha sonraki yıllarda kırlarda piknik yapılan “bahar bayramı” olarak kutlanmaya çalışıldı.

Türkiye’de 1 Mayıslar her dönem işçi ve emekçilerle, işbirlikçi tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin devleti arasında bilek güreşine dönüşmüştür. Uzun yıllar işçi ve emekçi yığınların örgütlenme, grev ve direniş yapma haklarını yok sayan ve yasaklayan faşist diktatörlük, 1 Mayıs işçi bayramını, “komünistlerin devlete karşı isyan günü” olarak görüp-göstererek yasaklamış ve bayramı kutlamaya ve yasaklamaya karşı çıkanlara polis-jandarma ile saldırıp, zindanlara kapatmıştır. Yığın savaşımının gelişimine bağlı olarak 1976 yılından, parçalayarak kitlesellik eylemlerle kutlanmaya başlandı.

1977 Taksim 1 Mayıs’ına 500 bin işçi ve emekçinin katılmasına kont-gerillanın katliamı ile yanıt veren ve emekçileri korku kumpası içine sokmaya çalışan faşist diktatörlük 1 Mayısları adım adım yasakladı ve 12 Eylül faşist darbesiyle yeniden ortadan kaldırıldı. 1986-87 yıllarında kitle mücadelesinin yeniden canlanıp, ileriye akmasıyla önce kapalı salonlarda ve ardından olanlara-sokaklara çıkarak 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramı mücadele günü olarak kutlanmaya başladık.

1 Mayıs’ın yasallaştırılması ve Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması için devrimciler ve emekçiler zorlu bir mücadele içine girdiler ve nihayetinde direniş sonucu AKP hükümeti 2011 yılında hem 1 Mayıs’ı işçi bayramı günü olarak kabul etti ve hem 1 Mayıs Taksim alanı 1 Mayıs kutlamalarına açıldı. 2012-1 Mayıs; faşist baskı, zulüm, tutuklama terörü, sömürü, işten atma, güvencesiz çalışma, eğitimin-sağlığın paralı hale getirildiği, kadınların sokaklarda katledildiği, Kürt ulusunun ulusal ve demokratik istemlerinin kan ve zindanla bastırılmaya çalışıldığı, işçilerin, emekçilerin, örgütlenme ve politik eylem haklarının yok sayıldığı, Ortadoğu’da ABD emperyalizminin çıkarları için savaş tam-tamlarının çalındığı, örgütlenip, direnenlerin zindanlarla susturulmaya çalışıldığı, koşullarda karşılıyoruz-faşist-dinci gericiliğin sömürü, zulüm yasak ve teslimiyet, dayatmalarını püskürtmek için her yerde 1 Mayıs alanlarına çıkalı. 

Yaşasın 1 Mayıs işçi bayramı!

KOMÜNİST PARTİ - İNŞA ÖRGÜTÜ

27 Mart 2012 Salı

Kızıldere son değil, kavga sürüyor!

30 Mart 1972'de, Kızıldere' de, Amerikan uşağı faşist diktatörlüğün namluları THKP-C’nin önderi Mahir Çayan ve 7 yoldaşı, THKO’nun iki militanı toplam 10 kişinin üzerine doğru yöneldi. Faşistler, dört duvar içinde kıstırılmış 10 devrimciye karşı bir orduyu seferber ederek ne kadar da ''güçlü'' olduklarını gösterdiler. Faşist namlular, sorgusuz sualsiz verilen ölüm kararlarının infazını yerine getirdiler, Ama faşist katiller ne devrimci militanlığı  yere gömebildiler, ne de halkın karşısında ebediyen yok olmak üzere mahkum olmaktan kurtulabildiler. 

Faşizme karşı devrimci direniş ve militanlık  ruhu yücelirken, faşist diktatörlük çürümeye, yıkılmaya doğru gittiğini bir kez daha göstermiş oldu. Tarih yanılmaz. Hiç bir güç tarihin verdiği kararlardan kurtulamaz. Her geçen zaman bunu doğruluyor. 
 
12 Mart dönemi, faşistlerin gemi azıya aldıkları ve gözleri dönmüşçesine halka saldırdıkları yıllardı. Cumhuriyet tarihinin en karanlık yıllarından bir kaçı bu dönemde yaşandı. Zihinlerde silinmez anılar ve tecrübeler edinildi. Kızıdere katliamı bu dönemin unutulmaz bir kesitidir. Elbette bu olay bir bütün olarak 12 Mart döneminden ve onu hatırlayan şartlardan kopuk olarak ele alınırsa anlaşılmaz tarihi gelişimi içinde yer alna olayla zincirleme bir birine bağlıdır, çeşitli etmenler ve zıtlar birbirlerini etkileyerek gelişir ve yeni olayları hazırlarlar. Bu sebeple Kızıldere olaylarına yol açan şartlara kısaca da olsa bir göz atmakta fayda var. 

1970'1ere doğru dünya kapitalist emperyalist ve revizyonist sisteminin kaçınılmaz buhranı derinleşmeye devam etti. Bu sistemin zincirinin bir halkası olan Türkiye egemen sınıfları da bu buhranın etkisini kuvvetle üzerinde hissettiler. Buhranları derinleşen Türkiye egemen sınıflarının en gerici kesimleri içine düştükleri zorluklardan kurtulmak için halka yönelik saldırılarını artırıyorlardı. Fakat o dönemde kitlelerin su yüzüne çıkan  mücadeleleri artıyor ve yayılıyordu.

Özellikle işçi sınıfının ve öğrenci gençliğin yığınsal eylemleri aralıksız yükseliyordu. Ne var ki, proletaryanın, öncü örgütünün yokluğu yükselen kitle hareketinin kalıcı olmamasına yol açıyordu. Devrimci hareket içinde etkin olan revizyonist ve oportunizmin tahribatı güçlerin dağılmasına ve proletarya partisinin doğmamasına yol açıyordu. Gelişen mücadelede belirleyici etken kendiliğinden gelmeci anlayışlardı. Özellikle genç aydınlar, yarı-aydınlar arasında sübjektif iradeciliğe dayanan örgütlenme ve mücadele tarzı filizleniyor ve boy veriyordu. Devrimci hareketi etkileyen modern revizyonist ihanete tepki olarak, küçük burjuva ihtilalciliği besleniyordu. 

Amerikancı faşistler yükselen kitle hareketini boğmak ve iktisadi krizin yükünü halkın sırtına yıkmak için, saldırılarını artırdılar. Muhtıra adı altında 12 Mart 1971’de faşist bir darbe tezgâhlandı. Gelişen mücadelenin birikimlerini yok etmek için, azgın bir faşist terör estirilmeye başlandı. Yeşeren küçük burjuva ihtilalciliği şekillendi. Faşist saldırıya karşı yiğitçe, fakat yenilgi tohumlarını da içinde taşıyarak mücadeleye atıldı.

Bu gelişmenin bir halkası olan Kızıldere olayları 12 Mart döneminin küçük bir tablosu niteliğini taşıyordu. Kuduran faşist gericiliğin saldırısı, buna karşılık, teslim olmaktansa ölümü seve seve kabul eden militanlık  ve devrime olan tutku  İşte bu anı özetleyeceğimiz tecrübeleri uzun süre zihnimizde ve kavgamızda yaşayacaktı. Kızıldere direnişi, halkımızın mücadelesinin bir parçasıydı. Orada teslim olmak reddedilmiştir. Devrimci direniş ve militanlık elden bırakılmamıştır. Dahası Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamın önlenmesi için THKP-C ve THKO devrimci dayanışma içinde hareket ederek grupçuluğu yere çalarak birlikte  mücadelenin  en güzel örneğini sunmuşlardır. Ayrı örgütler olsalar da düşmana karşı devrim için birlikte hareket edileceğinin pratiği Kızıldere’de ete kemiğe bürümüştür. Bu bakımdan “dönmeye değil ölmeye geldik “ diyerek Kızıldere’de elde silah düşmanla çarpışarak şehitler ordusuna katılan  devrimci önderler tarih sayfalarına teslim olmamanın notunu düşmüşlerdir. Onların devrimci direnişçi ruhları faşistlere, her türden gericilere  ve döneklere karşı her bugünde devrimci ve komünistlerin elinde bayrak olarak yaşatılmakta ve ileriye taşınmaktadır. Burjuvazinin, revizyonistlerin, oportünistlerin ve çanak yalayıcısı döneklerin  karalamaları, Kızıldere’nin devrimci direnişçi ruhunu asla gölgelemeye gücü yetmemiştir.

Aynı zamanda  Onlar, aynı zamanda yılgınlık, teslimiyet ve döneklik ortamında, gemi azıya alan faşist terör şartlarında devrimci bir ses olarak yükselmişlerdir. Bu sebeple kitlelere etki etmişlerdir. Bugün onlar adlarıyla, anılarıyla kitlelerin günlünde ve bilincinde  yaşamaktadırlar. Bu direnişin bünyesinde var olan proleter yan proleter devrimci mirasçıları tarafından geliştirilmektedir. Kızıldere direnişinin devrimci mirası proleter devrimcilerinin mücadelelerinde yaşamakta ve kitle kahramanlığı ile birleşme yolunda gelişmektedir. Kızıdere'nin devrimci kahramanlığı, faşizme ve her türden gericiliğe  karşı mücadelemizde bize ilham vermekte, halk için devrimin zaferi için ölümü hor görmek, fedakârca çalışmak gerektiğini hatırlatmaktadır. Kızıldere şehitlerini anarken, bir kez daha haykırıyoruz;

Kızıldere son değil, kavga sürüyor… 
27 Mart 2012 - KP-İÖ

20 Şubat 2012 Pazartesi

Ulaş Bardakçı yaşıyor!

Ulaş Bardakçı'yı anmak, devrimci gençlerin 6. Filo Defol eylemlerindeki sesini bugüne taşımak, Commer‘ın arabasından yükselen anti-emperyalist mücadele ateşini yeniden yakmaktır.

9 Şubat 2012 Perşembe

Fahri yoldaşa…

Yaşamını halka adayanlar ölümsüzdür!
Talihsiz bir kalp krizi sonucu 05.02.11 tarihinde yitirdiğimiz Fahri Kaya yoldaş, 1966 yılında Elbistan’ın Demircilik kasabasında doğdu. İlk orta öğrenimini yasadığı kasaba da tamamlayan Fahri yoldaş, devrimci mücadeleyle daha çocuk yaşlarda tanıştık. Bölgenin devrimci bir yapıya sahip olmasından ve aile bireylerinin devrimci çalışma içerisinde olmasından dolayı, devrimci mücadeleyle iç içe büyüdü. Aynı zamanda bölgede öncelimiz olan TKP-ML/Hareketi’nin yoğun çalışmaları onda harekete karsı sempati yaratmıştı. Seni ölümsüz kahramanlarımızın yanına uğurluyoruz.
Mücadelemizde yaşıyor!
KP-İÖ Sempatizanları