30 Nisan 2019 Salı

77 - 1 Mayıs katliamı üzerine

İşçi sınıfının tarihindeki en büyük katliamlardan biri olan 1 Mayıs 1977, egemenlerin kirli tarihinin de bir parçasıdır.

Uluslararası işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününün 50 yıllık aradan sonra Türkiye’de 1976 yılında yüzbinlerce kişinin katıldığı kitlesel bir gösteriyle kutlanması, egemen oligarkları büyük ölçüde tedirgin etmişti.


DİSK’in organize ettiği 77-1 Mayıs’ı ise bu kez daha güçlü ve kapsamlı bir biçimde kutlanacaktı.

Büyük ölçüde TKP’nin etkinliği altında olan DİSK, 22 Nisan günü yaptığı açıklamada 1 Mayıs’a katılacak örgütleri ve atılacak sloganları ilan ediyor ve 20 bin DİSK görevlisinin güvenlik için hazır olduğunu duyuruyordu. Bu arada sağcı-faşist basın kışkırtıcı yayınlarına hız vermekteydi. Örneğin 20 Nisan gününün Ortadoğu gazetesi “Sol 1 Mayıs’ta halkı galeyana getirmek istiyor” şeklinde manşet atmıştı. 1 Mayıs gününün Tercüman’ında ise Rauf Tamer, “Arabalar tahrip edilecek, inşallah aldanırız ama kanlar akacak. Çeşitli solcu gruplar arasında slogan kavgasıdır bu” diye yazıyordu. 30 Nisan tarihli Bayrak gazetesinin manşeti de, “DİSK ve Maocu Gruplar arasında çatışma bekleniyor” şeklindeydi.

1 Mayıs 1977'nin üzerinden tam 42 yıl geçti. Gazeteci Korhan Atay, 1977-1 Mayıs'ının farklı hatta "düşman" taraflarında yer alan 13 tanığı ile görüşüp belgesel kitabında yayınladığı söyleşisinde: “DİSK mitingde disiplini sağlamak ve Maocuları alana sokmamak için 20 bin kişilik güvenlik ekibi kurdu. Kurtuluş hareketinin liderlerinden Mahir Sayın, Tarlabaşı’na ve Taksim’e doğru arkalarından yürüyen “Maocu” siyasetlerle, bir provokasyona alet olmamak için yaptığı görüşmeyi” ve alınan önlemi devam ettirdiği kitabında: “Aramıza mesafe koyacağız. Çünkü provokasyonu sizin yapmanız gerekmiyor. Provokasyon dışarıdan da yapılabilir ve bu ortam bunun için hazırlanmış durumda, siz de bunu görüyorsunuz. Onun için olur ya, bizim sıradan bir provokatör size ateş ediverir. Sizin sıradan bir provokatör bize ateş ediverir… Dolayısıyla ondan sonra birbirimize sıkar, yani ortalığı kana bularız. Onun için şöyle kurşun menzilinin dışında kalacak şekilde yürüyelim ve o arayı kapatmayalım dedik. Onlara da makul geldi. Çünkü onlar da bir provokasyonu bile bile körükleyecek insanlar değiller. Nihayetinde devrimci insanlardı.” “Maocu” gruplar arasında yer alan Aydınlık / Halkın Sesi siyaseti ise alanda bir provokasyon olacağından kaygı duyduğu için grup olarak değil bireysel olarak katılma kararı aldı.  Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği… Yani diğer “Maocu” gruplar da yürüyüşün en ön saflarına, bir provokasyona alet olmayacağını düşündükleri en deneyimli ve sağduyulu yoldaşlarını yerleştirdiler. Yani herkes endişeliydi, herkes kaygılıydı ve herkes kendince önlem almaya çalıştı ama korkulan başa geldi.” (Korhan Atay, 1 Mayıs 1977 - İşçi bayramı neden ve nasıl kana bulandı?, Metis Kitap, I. Basım: Nisan 2013)
Aslında provokasyon daha mitingin afişleri asılırken başlamış ve 18 Nisan gecesi Kocamustafapaşa’da öldürülen Sadık Canaslan adlı öğrencinin sol içi çatışmada vurulduğu söylentileri yayılmıştı. Cinayetten ötürü suçlanan İGD yönetimi bir açıklamayla olayla ilgilerinin olmadığını duyurmuş; fakat bu kez 28 Nisan sabahı İzmir’de yapılan afişlemelerde İdris Türkoğlu adlı bir başka öğrenci öldürülürken aynı iddialar öne sürülmüştü. 

Ve 1 Mayıs 1977 sabahı... Türkiye’nin her yanından akın akın gelen işçiler ve devrimci yurtseverler alandaki yerlerini almaktadırlar.

Yürüyüş son derece düzenlidir ve katılım yaklaşık 500 bin civarındadır. Saatler 19.00’u gösterirken katılımın umulanın çok üstünde olması nedeniyle miting hâlâ bitmemiş, Anadolu’dan gelen kortejler henüz alana girememiştir. Bu arada DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler de konuşmasını tamamlamak üzeredir.

İlk silah sesi o an duyulur. Daha sonra alana hakim noktalardan kitlelerin üzerine kurşun yağmaya başlar. İlk silah sesi olayı başlatmak için bir işarettir. DİSK’in kürsü sorumlusu Sıtkı Coşkun’un “Sular İdaresi üzerinde ateş eden insanlar var. İhtar ediyoruz. Bunları etkisiz hale getirin, alın...” diye yaptığı anons işe yaramaz. İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan’ın toplum polisinin amirine sorduğu “Bu duvarın üzerinden ateş edildi bize. Bunlar polis midir, görevli midir?” sorusu da yanıtsız kalır ve İsvan coplanır. Daha sonraki soruşturmalarda ise bu kişiler tamamen reddedilir; zaten boş kovanlar da anında toplanmıştır.

Ateş açılan noktalardan bir diğeri olan Pamuk Eczanesi’nin üst katında ise tabancalar ve mermi kovanları bulunacaktı.

Alanın tarandığı bir başka merkez de Inter Continental Oteli’ydi. Daha sonra otelin beşinci ile altıncı katının camlarında içeriden atılmış kurşunların delikleri görülecekti. 

Günaydın gazetesinden Necati Doğru, ”5.katta bir odanın kapısı açıktı. Odanın pencerelerinden alanı seyreden kişiler ve masa üzerinde teleobjektifli makineler gördüğüm için gazetecilerin bu odada olduğunu sanarak içeri girdim. Adımımı atar atmaz oldukça mütecaviz bir biçimde itilerek durduruldum. Garsona bu odadakilerin kim olduklarını sordum, ‘polisler’ yanıtını aldım” diyordu. 510 numaralı odada ise MİT yuvalanmıştı. Tüm bunların yanısıra, dikkat çeken bir başka grup ise, ellerindeki çantaları bir an bile yere bırakmayan ve o gece uçakla ülkeyi terk eden 8-10 kişilik Amerikalıydı. 

Son derece açık olan şey, ateşin kalabalığı kürsüye doğru sıkıştırarak panik yaratma amacıydı. Panzerler kitleyi sıkıştırıyor ve insanları en dar yokuşa, Inter Continental Oteli ile Pamuk Eczanesi arasında kalan Kazancı Yokuşu’na doğru yöneltiyordu. Olaylar başlamadan az önce Kazancı yokuşu başına park edilen mavi renkli bir Fiat kamyonet ve yerlerde rastgele duran tekerlekli el arabaları

Kazancı’ya iniş ve çıkışı engelliyorlardı. Sel halinde akan insanlar kamyonetin iki yanından ve el arabalarının üzerinden geçerek Kazancı Yokuşu’ndan aşağıya doğru kaçmaya çalışıyorlardı. Tam bu sırada yokuşun biraz aşağısındaki garajdan çıkan beyaz renkli bir Renault uzun menzilli silahlarla kitleyi tarayacaktı.

Beyaz Renault’da bulunan polis memuru Necati Tınaz, daha sonra bu durumu ”üstümüze geldiler havaya ateş ettik” diye açıklayacaktır.

Sonuçta o gün Taksim Alanı’nda 126 kişi yaralanmış, 34 kişi de şehit düşmüştü. Ölümlerin 28’i ezilmeler sonucu meydana gelmişti. Yalnızca 25 kişi Kazancı Yokuşu’nda ezilerek Meral Özkol ise panzer altında kalarak yaşamını yitirmişti. Olayda 2000’e yakın mermi atıldığı saptanmış, buna karşın yalnızca 5 kişi kurşun yarası nedeniyle ölmüştü. Açılan davanın iddianamesinde, amacın “halk üzerinde yılgı, korku ve panik yaratmak” olduğu vurgulanıyordu.

Ertesi gün boyalı basın, beklendiği gibi sol içi çatışmayı öne çıkarıyor ve “Maocu vatan hainleri işçi bayramını kana buladı” (Günaydın), manşetleri atıyordu. Sol gazeteler de hâlâ olayın ne olduğunu anlamamakta ısrarlıydılar. TKP’nin organı Politika’ya göre “1 Mayıs töreni tam bittiği sırada Maocu ve terörist oldukları ileri sürülen grupların silahlı saldırısına uğramıştı.” Diğer taraftan de benzer açıklamalar birbirini izliyordu.

Olayların sonrasında devrimci sosyalist hareket ve Dev-Genç gibi yapılar ise olayın CIA tarafından tezgahlandığını, sol içi bir olay olmadığını vurgulamışlardı. 

Olayı yakından yaşamış biri olan Şükran Ketenci ise, “Bence olayı başlatmada araç olma anlamında, yürüyüşe alınmayan gruplar suçlansa bile, olayın boyutlarını büyüten, yönlendiren çok daha değişik güçlerdi” diye açıklama yapıyordu. 

Yarım yüzyıllık uzun bir aradan sonra Türkiye’de ikinci kez kutlanan 1 Mayıs, böyle sonuçlanmıştı. 8’i kadın tam 34 kişinin kanı Taksim Alanı’nı kızıla boyamıştı. Amaç, her zamanki gibi aynıydı: yükselen kitle hareketini boğmak, devrimci gelişmeyi önlemek. 

İşçi sınıfı, şehitlerini unutmadı ve sonsuza dek unutmayacak.

24 Nisan 2019 Çarşamba

24 Nisan TKP-ML Hareketi’nin aynasında komünist hareketin var olması ve gelişimi

Türkiye devrimci hareketi hem kendi tarihini ve hem de işçi ve emekçi yığınların mücadele tarihine ayna tutmada ciddi sorunlar yaşadığı bir sır değil. Bir yandan her şeyi kendileriyle başlatan EMEP - TİKB kanatları, MLKP, TKİP vb. gibi kendinden menkul akımlar öte yandan gelişmeyi dondurup olgulara dogmatik bir hatta bakan ama mükemmeliyetçi inkarcı akımlarla tarih çarpıtıcılığın da aynı kulvarda buluşan Partizan kökenli akımlar. Her ne kadar bu cenah içinde İbrahim Kaypakkaya ve önderlik yaptığı TKP-ML Hareketi’yle nostalji dışında ortak hiç bir yanı kalmamış olduğu halde (buna MKP ve Kuzey Kürdistan Türkiye Bolşevik Parti akımlar örnek verilebilir -dogmatizmden menkul Özgür Gelecek ve Yeni Demokrasi çevresini hatırlatmak yerinde olacaktır-) hala Kaypakkayacı geçinmeleri tarihe yapılmış önemli bir haksızlık olarak görülmelidir.

Bir birlerinin sırtını sıvazlayan ve çıkmaz içinde debelenen bu iki mükemmeliyetçilik altında inkarcı ve diyalektik materyalizmi açıktan inkar eden dogmatizmin komünist hareketin doğuşu gelişimi ve partileşme sürecine Leninist bir hatta bakması mümkün olmamıştır. Durum böyle olunca komünist hareketin doğuşu, gelişimi ve partileşme sürecini komünist bir bakış açısıyla ele almayan, her geriye düşüş ve yenilgi döneminin ardından sil baştan yapmışlar ve hem yığınlar ve hem de kendi kadro ve sempatizanları nezdinden inandırıcılıklarını darbelemişlerdir.

21 Nisan 2019 Pazar

1 Mayıs’ta faşist kuşatmayı devrimci direniş ruhuyla parçalamak ve Taksim’i özgürleştirmek için ileri

ABD - Şikago proletaryasının 1886 yılında ABD’de yaktığı isyan ateşi, yüzyılı aşkındır dünyanın her yerinde, emeğin sermayeye karşı başkaldırı günü olarak yanıyor. Biliyoruz ki, İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs, işçilere, emekçilere bu zulüm cenderesi ve onun asalaklarına, zorba faşist burjuva kapitalist devlet aygıtına karşı birleşmenin, dayanışmanın kızıl bayraklarının, insan yaşamının devamını emekleriyle, emek güçlerini kullanarak sağlayanların ellerinde dünya topraklarında dalgalandırıldığı yıkım ve yeniden kurmanın müjdecisi bir gün‘ü, bir ay‘ı değil sadece, koca bir enternasyonal tarihi anımsatır.

İnsan soyunun asıl olarak iki büyük sınıf halinde; işçiler ve burjuvalar olarak karşı karşıya durdukları dünyamızda; sayıları 3.5 milyarı aşmış olan işçiler, bu dünyanın sömürüsüz ve savaşsız, baskısız ve ayrıcalıksız insan kardeşliği, eşitliği ve özgürlüğüne sahne olduğu; insanın ezilmiş ve sömürülmüş olanının kendi tüm tarihinde ümitle bağlandığı bu “düş“ü gerçekleştirebilecek, yer yüzünün en büyük, en yenilmez gücünü oluşturuyorlar.

Bunu; bu gerçekleşebilir ve gerçekleştirilebilir değişimin en fazla farkında olanlar, kapitalistler ile onların hizmetine koşmuş faşist-dinci-gerici siyasal partilerin tüm asalakları, yöneticileri, sermayenin işçilerin saflarındaki temsilcisi sendika ağaları, din bezirganları vb. dirler.

Onlar biliyorlar ki, işçiler; dünyanın bütün işçileri ve emekçileri, emperyalist kapitalistlerin sömürü dünyasına karşı, diğer ezilen ve sömürülen emekçileri de yanlarına alarak, ayağa kalkarlarsa/kalkabilirlerse, dünyanın hiç bir ordusu ve polis gücü onların karşısın da tutunamaz. Dünya emperyalist burjuvazisi bunun örneklerini yaşadı, biliyor ve korkuyor.

Türkiye emekçileri de her 1 Mayısta sermayenin faşist baskı ve saldırılarıyla yüz yüze kaldı ve katliamlara uğradı. Ne ki bu faşist baskı ve saldırılar çeşitli ulus ve ulusal azınlıklardan Türkiye emekçilerinin 1 Mayıs’ı emeğin sermayeye karşı mücadele günü olarak yaşatmasına engel olamadı. AKP - MHP faşist iktidarı yerel seçimlerden almış olduğu yenilgiyi, işçi, emekçi ve Kürt halkına yönelik faşist baskı, zulüm ve topyekün savaşla boğmanın çabası içinde. Faşist saldırıların önüne geçmek, işçi kıyımlarını, örgütsüzleştirme dayatmalarını, faşist Türk ırkçı-şovenist linç dalgasını, grev yasaklarını, kirli savaşı, yoksulluk ve zam furyasını geri püskürtmek için, Türk ve Kürt ulusundan işçi ve emekçilere demokrasi, eşitlik, özgürlük, daha iyi yaşam ve daha iyi çalışma koşulları; İstanbul da 1 Mayıs alanı Taksim'e konan yasağın parçalanması için: 1 Mayıs’ta fabrikalarda, okullarda, semtlerde güçlerimizi birleştirerek alanlara çıkalım ve emperyalist kapitalist sermayenin ve faşist dinci gerici saldırı ve savaş dalgasının karşısına gücümüzü birleştirerek harekete geçelim, her yerde ve her alanda 1 Mayıs’ta birlik, dayanışma ve mücadele kararlılığımızı ortaya koyarak, eşitlik, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm için sesimizi alanlarda birleştirelim.

Unutmayalım ki, kurtuluşumuz devrim ve sosyalizmdedir.


İnadına direniş, inadına Taksim!
Yaşasın 1 Mayıs! Biji yek gulan!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
Faşizmi devrimle ezeceğiz!