30 Ekim 2012 Salı

28 Ekim 2012 Pazar

Hüseyin Toraman yoldaşı unutmadık!

Toraman dosyasına “zamanaşımı”
21 yıl önce, İstanbul Kocamustafapaşa'daki evinin önünden gözaltına alınarak kaybedilen Hüseyin Toraman'ın dosyası “zamanaşımı” gerekçesi ile kapatıldı. Dosyaya bakan İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından başlatılan soruşturma “zamanaşımı” gerekçe gösterilerek kapatıldı.

Gözaltında kaybedilmişti
Hüseyin Toraman, 27 Ekim 1991 sabahı ailesi ile beraber yaşadığı evin önünden sivil giyimli, silahlı ve telsizli kişiler tarafından kaçırılmıştı. Görgü tanıkları da Toraman'ın kaçırıldığını doğrulamış, kaçıranların kullandığı arabanın plakasını dahi vermişlerdi. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar da, oğullarını arayan aileye "Oğlunuz emniyettedir, merak etmeyin, evinize gidin" demişti. Ancak aradan geçen yıllara, ailesinin ve yoldaşlarının mücadelelerine rağmen Toraman'dan haber alınamamıştı.

Toraman'ın ablasından mektup
Toraman'ın kaybedilişinin yıldönümünde mektup gönderen ablası Sakine Toraman, kardeşinin kaçırılması ile ilgili şunları ifade etti:

“Mahallelinin gözü önünde, gündüz gözüyle, hem de mahalle karakolunun 100 metre ilerisinde kardeşimi kaçırdılar. Mahalleli tanıklık etti. Kaçırma olayında kullandıkları arabanın plakası sahte çıktı. Mahalle karakolunun bildirimi üzerine araba sahil yolunda durduruldu, ancak kardeşimi kaçıranlar kendilerinin de polis olduklarını söylemeleri üzerine mahalle karakolu komseri duruma müdahale edemediklerini bizzat babama ve dayıma söyledi. Aralarında geçen konuşma gizlice kasete kaydedildi.

Annemin babamın çalmadıkları kapı kalmadı. Dönemin Eminiyet müdürü Mehmet Ağar’a bile konuştular. Ağar “oğlunuz eminiyettedir, merak etmeyin, evinize gidin“ diyerek eve gönderdi. Kardeşimin arkadaşları ve yoldaşları destek verdi, açlık grevi yaptılar. Gazetelerde her gün boy boy haberler yer aldı.

Çalınan kapıları burada sıralamak istemiyorum. Sonuçta hiçbir sey sonuç vermedi. Devletin yaptığı tek şey Maraş katili diye tanınan Ökkeş Şendiller'in de içinde bulunduğu bir araştırma komusyonu oluşturmak oldu. Komusyon kardeşimden önce evde oturan kişinin Ermeni olması nedeniyle, olayda Ermeni parmağı olabileceğini, hatta kardeşimin yurt dışına kaçırılmış olabileceği sonucuyla soruşturmayı bu şekilde sonlandırdı.”

Sakine Toraman'ın mektubu şöyle devem ediyor:

“Biz Kardeşim Hüseyin Toraman'ın kaçırılmasından devletin sorumlu olduğunu biliyoruz, bunu söyledik ve hep söyleyecegiz. Devlet, bütün kurumlarınla suçlusun.

Bugünkü hükümet, sen de bir o kadar kardeşimin kaybedilmesinden suçlusun. Mehmet Ağar'ı kolluyorusun. Kayıpların sorumlusu o ve çetesidir. Bunu bilmeyen yok. Ağar, devlet içinde gizli çeteleri örgütleyip yöneten kişidir. O bunca insanın katiliyken tutup Susurluk davasndan 5 yıl ceza verdin. 2 yıl dinlenme tesislerinde kalıp çıkacak. Halbuki Ağar'ın bugünkü devlet yasaları çerçevesindeki cezası ağırlaştırılmış müebbettir. Elin kimlere ulaşmadı ki sayın Erdoğan, en üsteki genaralleri bile hapse tıkmaya gücün yetti de Ağar'a neden dokunamıyorsun. Kirli çamaşırları saçıp dökeceğinden mi korkuyorsun? Hangi sırları (suçları) saklıyor!”

Öldür, kaybet zaman aşımı de. Özlemimiz, beklememiz zamanaşımına uğruyor mu?! Bir ananın, annemin acılarının zaman aşımı olur mu hiç? Elikanlı katiller, öfkemiz zaman aşımına uğrar mı sanıyorsunuz?”
Genç Komünistler Hareketi (GKH) önderliğinde yer aldı. KP-İÖ’nün önceli komünist öncü  TKP/ML Hareketi'nin bu yiğit militanı ve komünist gençliğin önderi ve aynı zamanda gençliğin anti-faşist önder savaşçısı Hüseyin Toraman yoldaş, 27 Ekim 1991'de faşist diktatörlüğün beyaz müfrezeleri tarafından kaçırıldı ve bir daha haber alınamadı. Hüseyin Toraman yoldaşı unutmadık, unuttumayacağız!

Özgürlük ağacını kanlarıyla sulayan Ekim Şehitleri ölümsüzdür!

Ekim ayı dünya işçi ve emekçileri bakımından Sosyalist Ekim Devrimi'yle nasıl ki tarihsel bir olaya tanıklık ettiyse aynı biçimde Türkiye’de de Ekim Ayında onlarca devrimci, devrim ve sosyalizm için yaşamlarını ortaya koydular.

Ve Ekim, baharın bitişi yeni bir baharın müjdeleyicisi...Yeni baharlar doğurmaya gebe bırakır yaşamı...Ve bir doğuş, bir doğuş daha..Ölümden yaşamı yaratan, yaşamı ölümsüzleştiren yaşamın diyalektiği bütünleşir yaşama yeni baharlar, yeni yaratımlar bahşeden Ekim’le.

Ekim ayı kahraman şehitler ayı... Öyle kahramanlar bağrına bastı ki, yazılamaz, çizilemez ve anlatılamazlar. Her birisi sayfalar dolusu romanların konusu... Her birisi birer efsanenin başkahramanıdır.

Devrim ve sosyalizm tarih, yeni bir doğuşa tanıklık etmiştir. Bir doğuş, bir başlangıç bir yaşam denemesinin adı olmuştur. Unutulmayan ve unutulamayacak Ekim Devrimi de, bu ayda kapitalist ve emperyalist sistem karşısında başarı kazanmıştı. Tüm saldırılara ve kara çalmalara rağmen bu Ekim devrim tarih karşısında önemini ve kutsallığını asla yitirmemiştir. Tüm güncel sonuçlarının yanında kadrolar bu devrimde aktif rol oynamıştır. Bir deneyim, bir arayıştı, yitik yaşam karşısında... Karanlıkların efendileri, yürekleri yaşam kıvılcımıyla aydınlatmaya yüz tutan bu umuda tahammül ederler miydi? Elbette hayır. Yürekler bir kez daha karartılarak yitik yaşam içinde kaybedilmek istendi. Ancak karanlıkların efendileri bilemezlerdi ki, uygarlığın doğuş mekanı kutsal çocuklarıyla, çalınan aydınlığı bir kez daha insanlığa sunacak...

Önce 14 Ekim 1989'da Aydınlık-İP hainlerince İsviçre'de Mehmet Türk yoldaşı kaybettik. Ardından faşist diktatörlüğün devrimci mücadeleyi ezip dağıtmak için uygulamaya koymuş olduğu kayıplar saldırısında genç komünist Hüseyin Toraman yoldaşı 27 Ekim 1991 yılında yitirdik. Sınıflar savaşımı şehitler vererek ilerliyor ve şehit düşenlerin bayrağını arkadaki yoldaşlar kaparak kavgayı sürdürüyorlardı. 27 Ekim 1992 tarih sayfalarını gösterirken Kilis'te altı kızıl gülümüzü toprağa verdik. Büyük Ölüm Orucu Direnişi'nde feda eylemcisi 18 Ekim 2002 yılında Ali Ekber Barış yoldaşı ölümsüzlüğe uğurladık.

Hayatta en güzel şey nedir diye sorulsa kuşku yok ki her devrimci özgürlük diyecektir. Nice kavgalara sebep olan hayatın ötesine saklanan özgürlük insanları ardında koşturur da durur. İnsanlığın kalbinde yanan bir umut ışığıdır özgürlük. Sınır tanımayan bir rüzgâr gibi savrulur duru sürekli olarak. Tenhaya verir kendini, damıtmaz, aranırda bulunmak ister. Bizler de onu arar dururuz. Zaman, mekân ve şartlar ne olursa olsun ona ulaşmak için büyük bedeller ödemekten ve feda ruhuyla ileriye atılmaktan geri durmayız. Çünkü insanca bir toplumda yaşamanın yolu özgürlük yürüyüşünden geçmektedir.

Nice şehitler verdik bu toprağa devrimin tohuma durması için. Toprağı kızıl kanlarıyla sulayan bizden öncekiler gibi sürekli bir arayış içerisinde olduk. Halktan aldık gücümüz ve denenmiş sınanmış ideolojimizle donandık zafer yürüyüşümüzde sayımız çok olmasa da, yalnız da kalmadık. Yanı başımızda sürekli bir yoldaşımız var oldu, umut. Ödün vermedik hiç bir zaman. Tek silahımız umudumuz olarak algıladık. "Umut zaferden daha değerlidir" dedi, ve sabırlı olmayı öğretti bize sosyalizm kavgası. Aşkın sabrına gömüldük ve tek taraflı ilan ettik aşkımızı. Aşkın bedeli ağır oldu. Kan, sel oldu taştı, ülkenin her yerine. Yeni bir yaşam doğdu. Uçsuz bucaksız Türkiye coğrafyasında gök gürledi, yer inledi. Bir ananın çığlıklarıyla gözlerini açtı yoldaşla, köhnemiş ve eskimiş dünyaya yeniyi kurmak adın. Mama yerine açlıkla, yoksunluklarla büyütüldüler. Yoksulluk yaşadıkları en büyük sorun, tüm emekçiler gibi. Devrim ve sosyalizm için dövüşen ve şehitler ordusuna katılanlar bir düş olup girmişti rüyalarına bir gece vakti. İstanbul sokakları, Kilis sınır boyları bir nehrin taşkınına uğramış sel olup akmıştı adeta. Bunca insan tek bir amaç için meydanlarda dövüşüyordu ve sloganları da ortaktı:"Yaşasın devrim ve sosyalizm mücadelemiz!”

Ama düşman da boş durmuyordu Her fırsatta devrime saldırıyor ve devrimci hareketi etkisiz kılmaya ve korku duvarını büyütmeye çalışıyordu. 91 yılında genç komünist Hüseyin Toraman yoldaş kaçırılarak katlediliyordu. Kayıplar ve failli mechül cinayetler almış başını yürümüş, sokak infazları artarak sürüyordu. Ve silahların sesinin duyulmadığı gecelere hasret kalınmıştı. Ve gazete manşetlerine kaç kişinin öldürüldüğü haberleri inmiyordu. Korku, ölüm gibi sarmıştı bütün ülkeyi. Büyük bir öfke ve kin içerisinde, yoldaşlar mücadeleyi örüyorlardı.

Çünkü faşizmin baskı ve saldırı dalgasını püskürtmenin yolu devrimci görevlere sıkıca sarılmak ve bunun gereklerini yerine getirmekten geçiyordu. Kendi emeğiyle yaşamayı bu sayede öğrendik. Aynı zamanda kendine güvenen, onurlu bir genç olmayı da. Yaşama dair umut dolu, ele avuca sığmayan bir yoldaşlar elde silah dövüşmek için Bekanın yolunu tuttular askeri eğitim için. Çünkü mücadele görevleri çeşitlendiriyor ve daha bir zorlaştırıyordu. Özgürlüğe aşık olmuştu yoldaşlar ve bunu pratiğe sürmek için genç yaşta silaha sarılmanın yolunu tutmuşlardı.

Her gün düşman baskınına uğrayan, sürekli itilip kakılan, hakaret, işkence, saldırıların gündelik yaşama döndüğü bir Türkiye yaşam olumsuzluklara seyirci kalınmazdı.

Seyirci kalmayan komünistler sıkıca sarıldılar devrimci görevlerine ve büyük görevler için öne atıldılar, faşizmi yenmek için onlar, devrimin ve geleceğimizin temsilcileriydiler bu kavşakta. Yüreğinde devrim ateşinin korlandığı altı komünist gerilla, devrime gebe ülke topraklarında savaşma arzusuyla sının geçmeye çalışıyorlar. Ama ölüm kalleşti. Ölüm sınırdaydı. Düşman ve ölüm pusuya yatmıştı.

Altı komünist savaşçı, ölümden korkmaksızın, ölümün üstüne üstüne gidiyorlardı grubun en önünde, Saim Bozkurt Yoldaş vardı. Belki de, ilk ve son savaş muharebesini yönettiğini bilmeden giriyor zulüm tufanına. Arkasından diğer canlar / yoldaşlar, Ertan Uzunyayla, Müslüm Akyol, Hasan Çiçek, Erdoğan Tatar ve Mehmet Beşgen yürüyordu. Kahrolası bir karanlık ve sessizlik. Çok sürmüyor karanlığın hükmü ve birden anlamsız sessizliği bozan kurşun sesleri yankılanıyor dağlarda. Karşı-devrimin silahları kan kusuyor gencecik bedenlerin üzerine. Ve devriliyor birer birer genç fidanlarımız Kilis toprağına. Her biri yarım kalan şiarlarını haykırarak kanlarını katıyorlar toprağa. Kan ile sulanıyor toprak. Ve aynı anda proletaryanın kızıl bayrağı, daha da kızıllaşıyor. Tarihin, bu nirengi noktasında altı komünist gerilla daha şehit düşüyor, Kürdistan dağlarında.

Evet, altı Mayıs Onsekiz gerillası yoldaş, hain pusularda devrime canlarını armağan ederek, katıldılar ölümsüzler kervanına. Sonsuz fedakârlığın ve inancın sembolü oldular. Can bedeli ölümün üzerine yürüdüler.

Bazı insanlar vardır, akıp giden yaşamımız içerisinde belki binyıllardır tekrarlanan herhangi bir davranışı öyle kendilerine özgü gerçekleştirirler ki, sevdirirler bize o davranışı. Yaşamın içerisinde hep var olan bir kavramı yeniden keşfetmeye, onun peşinden hesapsız yürümeye çekerler bizi. Yaşamdan yitirdiğimiz parçalarımızı yeniden birer birer toplamaya yöneltir böyle insanlar bizi, yani insan olmaya. Aynı zamanda yaşamla aramızdaki mesafenin ölçü birimidir bu insanlar; kendimizi vurduğumuz teraziler, boyumuzu ölçtüğümüz aynalar, hayallerimizi sınadığımız dünyalar.

İşte karanlığa ışık olan Ölüm Orucu feda savaşçısı Ali Ekber Barış yoldaş, teslimiyetin ve ihanetin dayatıldığı 19 Aralık 2000 operasyonunda öne atılarak faşizmin saldırılarına geçit vermemek için gönüllü feda savaşçısı olarak öne atılarak, İNŞA'nın Ölüm Orucu bandını alnına ve yüreğine takarak ileriye atılıyordu. Düşman haindi, düşman kalleşti. Devrimci tutsaklardan intikam almak için F tipi hücre saldırısını pratiğe sürerek, kolektif direniş ve iradeyi kırmak istiyordu.

Ne ki bunun karşısında devrim ve sosyalizmden başka bir şey düşünmeyen devrimci tutsakların devrimci iradesi duruyordu. Bölük bölük ölüm orucu savaşçılar barikatın başına koştular. Şehit olanların bayrağı yere düşmeden bir başka feda savaşçısı barikatın başında kızıl bandıyla devrimci görevi devraldı. Nöbet asla boş kalmadı. Göğüs göğüse bir kavga sürüyordu F tipi hücre zindanlarında. Ya düşmanın dayatmaları kabul edilecek kölece ve onursuzca yaşama boyun eğilinecek ya da Ö.O. direnişiyle bu faşist kuşatma dağıtılacaktı.

Yüzlerce devrimci ve komünist bu faşist teslimiyet dayatmasının parçalanması için Ö.O eyleminde görev üstelendiler. Bu uzun süreli adım adım ölüme gidilen yürüyüşle faşist MGK diktatörlüğünün zindanları ihanet yuvası haline getirme politikası darbelenerek boşa çıkarıldı. Bedenlerini ölüme yatırarak şehitler ordusuna kattığımız 122 ölüm orucu şehitlerinden biriside KP-İÖ savaşçısı Ali Ekber Barış yoldaştı. O, üstlenmiş olduğu devrimci görevini ölümü çekinmeden kucaklayarak yerine getirdi. Yaklaşık 6 aylık bir ölüme meydan okumanın ardından 18 Ekim 2002 tarihinde Ali Ekber yoldaşı şehitler ordusuna kattık. Ö.O savaşçısı Ali Ekber yoldaş kavgamızda hep yaşacaktır.

Bazen bir bebeğin sıkıca tuttuğu elimizde hissettiğimiz enerji yaşam bağlılığımızı, bazen bir işçinin elindeki kazmayla toprağı işlediği andaki ahengi emekle barışıklığımızı sınar; bazen bir kadın ya da erkeğin tüm kirleriyle sisteme meydan okuyuşu cesaretimizi ölçer bazense tanıdığımız birinin dünyayı doldurduğu yüreği ile her şeye hükmedebildiklerini sananlara karşı bir kahkaha patlatırcasına toprağa düşüşü, geçmişi ve geleceği ile tüm insan yanlarımızı -eğer varsa- diriltir. Onlar gibi olmak isteriz içten içe; öyle kaygısız, öyle cesur, öyle içten ve öyle yiğit. Belki fark eder ya da etmeyiz ama onlar bizim ve başkalarının kahramanlarıdır.

Çünkü onlar hiçliği erdem sayan bir faşist düzenin öğrettiklerinin dışına çıkarak işledikleri "suçla" orantılı bir cezayı göze alarak, aslında hepimizin yüreklerinde saklı olanı yüksek sesle söylemişlerdir. Yani bir yerlerde yitirdiğimiz bir şeyleri bize geri vermişlerdir.

Çünkü onlar yaptıkları şey ne olursa olsun yaptıklarının hakkını vermişlerdir. Hakkını vererek, doyasıya ve tüm kirlerden arınmış haliyle. Diğer insanlarla onlar arasındaki sade ve gerçek fark budur. O yüzdendir ki sevdirirler bize en büyük acılar ve zorluklarla yüklü bir yaşam mücadelesini. Yaşama sevdalı genç yüreklerimiz sevdalı olmasa da ölüme, öyle bir kavgaya girişleri vardır ki, onların ardından akmak isteriz delice mücadeleye. Hayatımız boyunca kendimize sorduğumuz "nasıl bir yaşam" sorusuna aradığımız yanıtı onlarda bulur ve "İşte bu sosyalist " diyerek düşmek isteriz peşlerine.

Onlar, kabul etsek de etmesek de kahramanlarımızdır dedik de, tabi, bu da yetmez ifadeye. Can pahası köprülerdir onlar, aynı zamanda yitik dünyalarımızdan özgürlüğe, umuda ve geleceğe. Onlara tutunarak geçeriz en sarp patikalar ve en derin uçurumlardan. Bizden önce onların yolu uğramıştır oralara ve hiçbir engelin aşılmaz olmadığını kanıtlamışlardır. Bize düşen sadece kurdukları köprülerden geçmek, yaşamdan korkmamak ve üstüne üstüne yürümektir faşizmin.

Ekim şehitlerini yaşatmak ve onların ideallerine bağlı kalmak, On'ların anılarını yaşatmak ve devrimci görevleri sıkıca sarılmaktan geçtiğini unutmadan, On'ların açtığı feda yolunda yürüyerek zafer yürüyüşümüzü sürdürmeli ve On'ların bize bıraktıkları değerlere sahip çıkarak, devrimci görevlerimize sıkıca sarılarak, şehitlerimize sahip çıkıp yaşatmalıyız.

Ekim Şehitleri ölümsüzdür!
Yaşasın devrim ve sosyalizm mücadelemiz!

18 Ekim 2012 Perşembe

Zor günlerin devrimci öncüsü ‘Ölüm Orucu’ şehidimiz Ali Ekber Barış yoldaş kavgamızda yaşıyor!

Kimdir gerçekten de devrimci olan. Zor koşullarda öne atılarak bedenini devrimin zaferi için ikircimsizce ölüme yatıran mı, yoksa zoru gördüğünden arkasına bakmadan, rezilce kaçıp düzenin limanına sığınmamıştır. Türkiye devrimci ve komünist hareketi iki eğilimini de sıklıkla yaşadı. Yoldaşlarını savaş cephesinde yalnız bırakarak arkasına bakmadan kaçanlar tanık olduğumuz gibi, aynı zamanda ölümü hiçe sayarak faşizmin zindanları teslim alıp ihanet yuvaları haline getirme saldırısına karşı, bedenini ölüm orucuna yatırarak 180 günde 18 Ekim 2001 tarihinde ölümsüzler ordusuna kattığımız Ali Ekber Barış yoldaş gibi zor dönemin yürekli militan devrimcilerin direnişini de tanığız.

İşçi ve Emekçilerin devrim ve sosyalizm davasına ihanet eden, düzenin limanına demir atarak devrimciliğin unutan, düzenin pislikleri ve kirliliklerinden beslenmekten başka bir şey yapmayanların çoğaldığı dönemde, ölümünün 11. yılında Ali Ekber Barış yoldaş kavgamızın kızıl yıldızı, zor dönemin devrimci militanı, dava adamı, aldığı görevleri yerine getirmedeki kararlı duruşu ve fedakârlığıyla daha bir parlayıp öne çıkıp, biz yoldaşlarına, dürüst devrimcilere yol gösterip, örnek olmaya devam etmektedir. Zindanlar her dönem devrim ile karşı devrim güçlerinin göğüs göğüse çarpıştığı alanların başında gelmiştir. Uzun yıllar açlık grevleri, ölüm oruçları ve can-kan bedeli yürütülen cesaret yüklü ve fedakârlık üzerinde yükselen devrimci direniş sonucu zindanlar faşist teslim alma dayatması kırılmış ve devrimci tutsaklar önemli mevziler kazanmıştı. Faşist MGK diktatörlüğün, dışarıyı-içeriyi F-Tipi Cezaevine çevirerek devrimci halk muhalefetini ezip dağıtmak için 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevine yönelik kanlı operasyonuyla, içeride, dışarı da, işçilere, emekçilere ve devrimcileri gözdağı vermeyi, zindanları teslim alarak, ihanet yuvaları haline getirmeyi amaçladı. Ne ki faşist diktatörlüğün bu kanlı katliamlarına ve zindanları teslim alarak ihanet yuvalarına dönüştürme planlarına karşı, devrimci ve komünist tutsaklar SAG ve büyük Ölüm Orucu eylemiyle yanıt verdiler.

İşçi ve sınıfı ve emekçi yığınların öncüsü devrimci ve komünistleri teslim alarak, toplumu teslim almayı hedefleyen F-Tipi hücre saldırılarına karşı, mücadele bir yandan faşist diktatörlüğün topyekûn zindanları teslim alma ve Mamaklaştırma-Diyarbakırlaştırma saldırısına karşı devrimci duruş iken, öte yandan devrimci hareket içinde yeni bir saflaşmanın muştusuydu aynı zamanda. Hatırlanacağı üzere, 19 Aralık 2000 operasyonu bizzat MGK'nın kararıyla Genelkurmayın insiyatifinde gerçekleştirilmiş çok yönlü ve kapsamlı bir faşist saldırıyı. Bu çok yönlü ve kapsamlı saldırıyı geri püskürtmek ve zindanların ihanet ve teslimiyet yuvaları olmasını darbelemek, etkisiz hale getirmek topyekûn bir kararlı ve dirençli devrimci direnişi zorunlu ve gerekli kılıyordu. Faşist diktatörlüğün 19 Aralık 2000 cezaevleri operasyonuyla zindanlarda yeni bir dönem açılmıştı. Özgürlük tutsakları, Ya saldırılara karşı topyekûn direnecek ya da düşmana teslim olunacaktı.

Nitekim 19 Aralık 2000 cezaevleri faşist operasyonun ardında devrimci ve komunist tutsaklar kararlı bir devrimci direniş örerek, faşist diktatörlüğün zindanları teslim alarak ihanet yuvalarına dönüştürme planlarını karşı durdular. 19 Aralık operasyonuna karşı devrimcilerin kararlı direnişi ve bu direnişin F-Tipi hücre cezaevlerinde de artarak sürmesi, SAG ve Ölüm Orucu eylemlerinin görülmemiş cesaret ve coşkuyla devam etmesi ve yüzlerce devrimcinin bedenlerini ölüme ikircimsizce yatırması ve birer birer ölümü gülerek kucaklamaları, yüzlercesinin gazi olması dünya ve Türkiye devrim tarihinin sayfasına büyük başlıklı altın harflerle; büyük ölüm orucu direniş olarak kazındı. Bu soylu ve onurlu büyük ölüm orucu yürüyüşünde örgütümüz KP-İÖ'de ikircimsizce yer aldı.Faşist diktatörlüğün topyekun saldırısına karşı SAG ve ardında seçilmiş yoldaşlarla Ölüm Orucu eylemini katıldı ve bu zorlu mücadeleye gücü ve olanakları ölçüsünde katkı sunmaya ve faşist saldırı ve teslimiyeti geri püskürtmeye çalıştı.

Ölüm Orucu eylemine gönüllü ve seçilmiş yoldaşlardan iki grup olarak katılan örgütümüz, eylemi sonuna kadar taşıdı ve üzerine düşen görevleri en iyi bir şekilde yerine getirmeye çalıştı. Nitekim, bu soylu Ölüm Orucu yürüyüşümüzün ikinci ekibinde görev alan Ali Ekber Barış yoldaşı 18 Ekim 2001 tarihinde şehitler ordusuna kattık. Onlarca Ölüm Orucu savaşçısı gibi KP-İÖ'nün bir militanı olarak Ölüm Orucu eylemine devrimci coşku ve inançla katılan, aldığı görevin bilincinde olarak büyük bir sorumluluk duygusu içinde hareket eden Ali Ekber yoldaş, her zaman olduğu gibi, yine devrimin bir işçisi olarak üzerine almış olduğu devrimci görevini sonuna kadar götürerek ölüm orucunda ölümü kucaklayarak, kızıl bayrağı lekesizce yoldaşlarına devretmesini bildi.

Büyük Ölüm Orucu Direnişi'nin sıra neferi olarak kavgaya tutuşan ve bedenini ölüme yatıran Ali Ekber yoldaş, sessiz, sakin ama büyük bir inanç ve tutkuyla bağlı olduğu devrime ve örgütüne karşı sorumluluklarının bilinci içinde hareket etti. İnşanın ve başka örgütlerinde saflarında yönetici konumda bulunan insanların bir çoğu ölüm orucunun soğuk yüzüyle karşılaştıklarında, nasıl geriye savrulduklarına ve yoldaşlarına, davalarına ihanet ettiklerine yakınen tanıklık olduk. Ama genç, deneysiz ve tecrübesiz olmasına karşın, Ali Ekber yoldaş ölüm orucu eylemine, gönüllü ve bilinçli olarak katıldı ve eylemi sonununa kadar taşıyarak, devrime ve KP-İÖ'ye ne kadar içten bağlı olduğunu, faşizme karşı kin ve nefretle dolu olduğunu ortaya koydu. Aslında Ali Ekber Barış yoldaşın, başladığı işi sonuna kadar götürme ve hiç bir engele takılıp kalmadan devrime ve göreve kilitlenme komnist duruşu, onun örgüte ve davaya yüksek inancı ve güveni, işine ve görevlerine sıkıca, yüksek bir sorumluk bilinciyle bağlı olduğun gösteriyor.

Ali Ekber yoldaşın ölümü orucu direnişindeki göstermiş olduğu ölümü hiçe sayan fedakarlık yüklü ölüm orucu direnişiyle, şehit yoldaşlarına vermiş olduğu devrim sözüne bağlı kalarak, şehitler ordusuna katılan bu soylu ve onurlu direnişi, devrim ve sosyalizm için dövüşen emekçilere, devrimler ve yoldaşlara örnektir. Devrim ve sosyalizm davamız Ali Ekber yoldaş gibi yaşamlarını çekinmeden ortaya koyan feda yüklü komünist militanların omuzlarında zafere taşınacaktır. 122 devrimci ve komünistin ölümü kucakladığı ve yüzlercesinin gazi olduğu büyük ölüm orucu direnişi düşmanın teslimiyet ve ihanet dayatmasını boşa çıkardı.

Ölüm Orucu feda eylemcisi Ali Ekber Barış yoldaş, bir komnist gibi düşündü, öyle mücadele etti ve ölümü de aynı kararlıkla karşıladı.Yoldaş vasiyetine bağlı kaldı, az konuştu ve çok iş yaparak bizlere yürünmesi gereken devrimci yolu gösterdi. Bugün Ö.O direnişinde ölümü gülerek kucaklayan Ali Ekber yoldaşı 11.yılında anarken, onun bizlere bırakmış olduğu, KP-İÖ’yü devrimin öncü konumlarına yükseltme vasiyetine sıkıca bağlı kalarak, uğruna ölümü gülerek kucakladığı devrim ve sosyalizm mücadelesini ileriye taşıyıp, zafer yürüyüşünü hızlandırarak, yarım bıraktıklarını tamamlayacağımıza söz veriyoruz.

Ölüm Orucu şehidimiz Ali Ekber Barış yoldaş ölümsüzdür!
Yaşasın büyük ölüm orucu direnişimiz!
Tipi hücre, tecrit, izolasyon dayatmasına hayır!
Zindanlar yıkılacak, devrimci tutsaklar kazanacak!
Faşizmi devrimle ezeceğiz!
Yaşasın devrim ve sosyalizm mücadelemiz!