25 Ocak 2018 Perşembe

Proletaryanın komünist militanı Ali Haydar Yıldız yoldaşı anarken

1953 Dersim doğumlu. Yoksul bir Kürt ailesinin çocuğu. Öğrencilik yılları, devrimciliğinin başladığı yıllar oldu. 1972'de Kaypakkaya önderliğindeki TKP/ML Hareketi'nin kuruluşunu omuzlayan az sayıdaki militanlardan biridir Ali Haydar Yıldız yoldaş.

12 Mart'ın azgın terörü, O'nu mücadeleden alıkoymadı. İnandığı düşünceleri uğruna, baskına uğradıkları 24 Ocak 1973'e kadar militanca dövüştü. Yoldaşlarıyla beraber kaldıkları Vartinik'teki komün faşist üsteğmen Fehmi Altınbilek komutasında baskına uğraması sırasında kurulan tuzaktan yoldaşlarını haberdar etmek için tereddütsüzce düşmanın üzerine hücuma kalktı. Yiğitçe çatıştı. Kendisi ve can yoldaşları, önderi İbrahim Kaypakkaya dışında diğer yoldaşları kurtulmayı başardı. İbrahim Kaypakkaya yaralı olarak kaçmasına karşın, 5 gün sonra 29 Ocak 73'te yeniden yakalanmıştı. Ve 3,5 ay süren ağır işkenceler sonucu ser verdi sır vermedi ve 18 Mayıs 1973 yılında Diyarbakır zindanında hunharca işkencede katledildi.

Ali Haydar Yıldız yakalandığında yaralı olmasına karşın, yaşıyordu. Ancak, cellatları yaşatmamakta kararlıydı. O'nu yaralı olarak bir Jeep'in arkasına bağlayarak yollarda ve karlar içinde sürüdüler. Faşist caniler 24 Ocak 1973 günü böyle katlettiler Yıldız'ımızı.

Ali Haydar yoldaş, hakim sınıflara karşı Dersim isyancılarının savaşçılığıyla karşı dururken, halka karşı sonsuz bir güven ve büyük bir inanç besliyordu. Yoldaşları için gözünü kırpmadan ölüme atılması, ondaki “yoldaşlık” kavramının yerini gösterir.

Ölümsüzlüğünün 45. yılında komünist önder Ali Haydar Yıldız şahsında devrim mücadelesinde sonsuzluğa uğurladıklarımızı saygı ve minnetle anıyoruz.
Erdemleri, zorlukları aşmada rehberimiz olsun!

17 Ocak 2018 Çarşamba

Sınıfa kaşı sınıf duruşu ve sınıftan kopuk devrimciliğe karşı sınıf devrimciliğinin adıdır Atilla Özkan!

Atil­la Öz­kan, 1957 yılında Kayserinin Sarız ilçesinde yoksul Kürt ve Alevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Daha küçük ya­şın­da ai­le­ce sömürüyü, bas­kı­yı, zul­mü ta­nı­dı.

Atil­la yol­daş, bu bas­kı ve yok­sul­luk or­ta­mın­da ile­ri­ci düşün­ce­ler­le ta­nış­tı. Öğ­ren­ci­lik yıl­la­rı Atil­la’nın dev­rim­ci ge­li­şi­mi­ni ko­şul­la­dı, okul­da öğ­ren­ci ar­ka­daş­la­rıy­la omuz omu­za ge­ri­ci ted­bir ve uy­gu­la­ma­la­ra kar­şı çı­ka­rak, öğ­ren­ci­le­rin, de­mok­ra­tik, aka­de­mik, hak ve öz­gür­lük­le­ri­ni sa­vun­du. Da­ha o dö­nem­de Hü­se­yin Ce­va­hir’in fa­şist dik­ta­tör­lük­çe kat­le­dil­me­si­ne al­kış tu­tan ge­ri­ci ve fa­şist öğ­ren­ci­ler­le çı­kan bir kav­ga­da dev­rim­ci ar­ka­daş­la­rı­nın en önün­de yer almıştı. 12 Mart fa­şist dik­ta­tör­lüğün emek­çi hal­kı­mız üze­rinde­ki vah­şi zul­mü ve sömürüsü Atil­la’nın yok­sul ai­le­si­ni ­de de­rin­den et­ki­len­miş­tir. Da­ha son­ra yok­sul­luk ne­de­niy­le oku­la de­vam ede­me­yen Atil­la yoldaş 1973 yılında16 yaşında tanıştığı TKP/ML Hareketi saflarında mücadeleye omuz verdi. 

13 Ocak 2018 Cumartesi

Ölümsüzler ordusunun direngen savaşçısı 35. yıl önce idam edilen Ali Aktaş kavgamızda yaşıyor

Kavgamızın ele avuca sığmaz düşmanın korktuğu, yoldaşların ve dostların güven duyduğu militanlığın en ileri örneklerinden olan Ali Aktaş yoldaş seni anlatacağız gençlere, emekçilere ve yoldaşlara.

Faşist Türkeş’in İskenderun’a sokulmaması eyleminin örgütleyicisi ve barikatların kurucusu ve yöne­ti­ci­si ko­mu­tan yol­daş seni anlatacağız. Se­ni an­la­taca­ğız iş­ken­ce­de “gık bi­le” de­me­yen ve düş­ma­nı dize ge­ti­ren emekçilere. Se­ni an­la­ta­cağız, tüm hey­be­tin­le “Bu düzen yı­kıl­sın di­ye vaz­ge­çi­yoruz ya­şa­mak­tan” di­yen, dev­ri­min ön­cü ne­fe­ri ve se­ni an­lata­ca­ğız adı­nı koy­du­ğu­muz ço­cuk­la­ra ve dev­rim için ken­di­ni fe­da et­me­ye ha­zır olun genç, yaş­lı yol­daş­la­ra. Se­nin gi­bi so­nu­na ka­dar di­ren­mek ve ölümü güle­rek ku­cak­la­mak için her şe­ye ha­zır ol­ma­la­rı­nı söy­le­ye­rek.

13 Aralık 2017 Çarşamba

17. yılında 19 Aralık F tipi operasyonu ve ölüm orucu dersleri

Zindanlardaki devrimci tutsakların devrimci sesini boğmak ve teslimiyet ihanet yuvaları yaratmak amacıyla faşist MGK diktatörlüğünün 20 cezaevinde aynı anda başlattığı “Hayata Dönüş” adı verilen 19 Aralık faşist katliamla yüklü operasyonun 17. yıldönümü.

Aynı zamanda F tipi hücre cezaevleri dayatmasına karşı başlatılan ve 19 Aralıkta 2000 yılında kitlesel bir hal alan süresiz açlık Grevi (SAG) ve Ölüm Orucu (ÖO) eyleminin 17 yıl dönümü. Faşist diktatörlük her ne kadar 30 aşkın devrimci katlederek F tipi zindan politikasını pratiğe sürdüyse de, zindanlarda devrimci tutsakları teslim alarak buraları ihanet yuvalarına dönüştürme faşist politikası devrimci tutsakların, kan ve can bedeli direnişleri ve feda eylemleriyle 122 şehit ve yüzlerce gazi ile darbelenerek boşa çıkarıldı.

Ölümünün 13. yılında özgür yaşamın adı Necla Kaya yoldaşı anarken

On’lar ki arkalarında üzerine konuşacağımız iyi ve güzel şeyler yoldaşlık yaşanmışlıklarını bırakarak gittiler. On’lardı hayallerini ve gülüşlerini gökyüzüne asarak gidenler, On’lardı yüreğimize soluyalım diyenler. Yani ölümsüzler ordusuna kattığımız şehitlerimizdi onlar. . Her biri bir destan, her biri kocaman yürekli yoldaş, bir parça kavga, bir bilgeydiler… Bunun için de On’ları yani bizi var eden şehitlerimizi herkes tanıtmalı ve On'lardan öğrenip On'ların erdemleri ve savaşımlarından öğrenmeliyiz. On’ları tanımalı ve tanımalı ki hayalleri solunabilsin, mücadeleleri anlam kazanabilsin.

Ve On’ların yarın bıraktıklarını inatla ve ısrarla omuzlarda taşıyarak zafer taşıma yürüyüşüne devam edebilelim. İşte her biri destan olan, kavga ve yaşamlarından öğrenmemiz gereken yoldaşlardan biri de, Şefika Necla Kaya yoldaştır.

Daha çok devrim ve sosyalizm savaşımımıza katkı yapacağı bir dönemde 15 Aralık 2004 tarihinde bir zemheri günü, kahrolası kanser hastalığı erkence koparıp aldı aramızda Şefika Necla yoldaşı. O’nu anlatmak ve O’nun militan özgür kadın duruşu anılarına sahip çıkmak, onurlu bir yaşamın gereğidir.

Çünkü çimin derinliklerinde özlemlerin bu kadar saklandığı ve apansız yollarımıza çıktığı bir kavga günü soluyoruz bugün Necla yoldaşı anarken. Özlemler yetmez diyoruz. Bu özlem değil diyoruz. Birlikteliğin yetmediği, zamanın bir çelmesine takılıp düştüğümüz sensizliğe... Bu gün öyle ağır, koyu bir acı düşürdü ki yüreğimize. Demiri Toz ederler şarkısının ezgisi çalarken başladı ve her satırla bir damla verir yüreğimizin özlemlerden yanan çorak toprağına.

Harmanlanmış cevizin kabuğu renginde, parlak kıvırcık saçların, seni, ancak, kadın olarak güzelleştirebilirdi. Ama güzel insan olabilmek için, saçtan, gözden öte, başka bir dünya için yanmak gerekir. Kahrolası ve bir gün mutlak kahrolacak olan, insanı insana, emeğine, hatta kendine yabancılaştıran bu rezil dünyanın halkalarının incelip Koptuğu düğümlerde, çoğalarak yaşayan bize has olmak gerek. Evet, Şefika Necla bize has...

Bize has olmak demek Şefika Necla, senin yaşamın demek, hani, insan kızı, insanoğlunun başında kavak yellerinin estiğinin söylendiği çağlar vardır. O çağların tüm baş aşağı çevirenler gibi, kavak yellerine değil, özgürlük rüzgarına savrulmak vardı. Fütursuz hesapsız kitapsız.

Faşizmin saldırıları nedeniyle, ülkesinde uzakta ama onun özgürlüğü için yürekleri çarpan yürekli kadınlar yaşardı. Yıldızsız dört köşe gökyüzüne inancın hiç sönmediği gözlerden yıldızlar gönderilirdi dünyanın her yerine. Mülteciliğin donukluğuna ve çürümüşlüğüne karşı ayazlı gecelerde devrim yıldızı toplayan az sayıdaki dünü bugüne bağlayan devrimci yürekli kadındı Şefika Necla. Parçalanmış uykuların mahmurluğunu birbirimize kenetlenmiş ellerin sıcaklığında atardık grev ziyaretlerinde, yürüyüşlerde ve mitinglerde. Gözden göze iletilen kaçamak moral gülücüklerle ti’ye alırdık faşizmin saldırılarını. Omuz omuza işçilerin grevinde, direnişinde, toplu halaylara dururduk ve hep birlikte devrim marşları söylerdik gecekondu direnişlerinde. Ayaklarımız aynı tempoyu yakalayamasa bile, birbirine değen omuzlardan yüreklere doluşan türkülerdi bizleri uyumlu kılan, halkın verdiği desteği öfkemize, direncimize verdiği selamı alırdık utkuyla, böylesi direnişlerde.

Polis ve Jandarmanın göz altıların da sırtımızda kırarcasına atılan dayakların ardından, birbirinin yaralarını Lasonille masaj yapanlar arasında seni hatırlıyorum dün gibi. Masaj faslından sonra yaraların cop dansıyla karikatürize edilerek tedavisinde de sen o güzel gülüşünle hep oradaydın. Faşizmin saldırılarını cüceleştiren dansçılarımızın en güzellerindendin. Direnişçilerde, grevlerde işçilerle, emekçilerle her şeyi paylaşmak ve eşit olması için çok çaba gösterirdin. Sesin pek güzel değil diye yalnız türkü söylememeye çalışırdın ama başlayan türkü ve marşlara ilk katılanlardandın, sesin çok gürdü ve her yerde belli olurdu. Grev ve direnişlerde, “Nöbet kiminse alabilirim” diye ilk öne atılan sen olurdun.

Seni kavga alanlarında tanıdım, kavganın sessiz kahramanı, sitemsiz, şen kızı, güzel insan olmanın acemiliğini, ustalığını birlikte yaşamak ne güzeldi.

Kanser illeti neden buldu seni, bunun maddi zemini tüm insanlar için var belki ama bedensel yıpranmışlık, başka saldırılar vb. belki bu konuda da öncelikli seni seçti.

Şefika Necla yoldaşın kişiliği, kendine örnek aldığı komünist önder Rosa Lüksemburg , Clara Zetkin, Aleksandra Kollontay ve en çok da Meral kadın yoldaşları miras olarak aldığını, neleri tarihten bugüne taşıdığını, hangi aşamalardan damıtarak kendini bugüne getirdiğini bilmek, bizleri O’nun şahsında gerçekleşen özgür kadın kişiliği hakkında daha bir aydınlatacaktır. Bu somut örnekle ortaya çıkan özgür kadın gerçekleşmesi bizler için yaşamın her anında, her türlü yaşamsal olguda ve hayallerimizde dahi kendimiz için örnek alacağımız bir özgür kadının portresidir.

Necla yoldaş kadınların özgürleşmesi savaşımında her daima en önde savaşım yürüten yoldaşların başında geldi. Kadınların savaşıma çekilmesinin devrimci savaşımı geliştirip ileriye taşımak ve toplumun yarısının enerjisini savaşımla buluşturmanın önem ve aciliyetine vurgu yaparak, erkek egemen değerlere ve örgüt içindeki feodal-burjuva gerici eğilimler- barikatlara karşı sürekli ve sistemli bir savaşım içinde yüzlerce emekçiler cenaze törenine katıldı. Buda aslında Necla yoldaşın nasıl bir enternayonalist çalışma ve çaba içinde olduğunu gösteriyordu.

Dahası kavga AKP dinci faşist diktatörlüğün baskı ve saldırı dalgasını derinleştirerek kadın kırımına devam ettiği, kadınların dinci faşist kuşatma altında köleliğe zorlandığı koşullarda, şehitlerimizin olduğu gibi Necla yoldaşında öykülerini gençlere, kadınlara ve geleceğin savaşçıları çocuklara taşımak daha bir anlam ve önem kazanıyor.

Biliyoruz ki, başka türlü emekçi kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini zafere taşımak mümkün değildir. Şefika Necla yoldaş anmak, O’nun bıraktığı devrim ve sosyalizm ideallerini zafere taşıma umuduyla kavgaya daha sıkıca sarılıp öne atılmak ve özgür kadın özgür toplumda olur şiarını bayraklaştırma olduğu unutmayalım.

Özgür kadın Şefika Necla yoldaş ölümsüzdür!
Yaşasın devrim ve sosyalizm mücadelemiz!

7 Kasım 2017 Salı

Ekim devrimi, gelenek ve birikimiyle yol göstermeye devam ediyor

Ekim devrimi 100 yaşında ve ne dünya işçi sınıfına, emekçilerine, ezilen uluslara verdiği enerjiden, ne de emperyalizme ve burjuvaziye saldığı korkudan bir şey kaybetmiş değildir. Sosyalizmin güncelliği devam ediyor. Ya emperyalizm insanlığı yok edecek ya insanlık sosyalizm ile kazanacak! İkincisine inanın, o iradenin parçası olun. 1917 Ekim sosyalist devriminin 100. yılında KP-İÖ’nün çağrısı budur.

1 Kasım 2017 Çarşamba

Ali Ekber Barış ölümsüzdür!

Ali Ekber Barış, KP-İÖ ölüm orucu şehidi, 180. günde 18 Ekim 2001 tarihinde ölümsüzler ordusuna katıldı. Ekim şehitleri ölümsüzdür!