7 Kasım 2017 Salı
Ekim devrimi, gelenek ve birikimiyle yol göstermeye devam ediyor
1 Kasım 2017 Çarşamba
Ali Ekber Barış ölümsüzdür!
Ali Ekber Barış, KP-İÖ ölüm orucu şehidi, 180. günde 18 Ekim 2001 tarihinde ölümsüzler ordusuna katıldı. Ekim şehitleri ölümsüzdür!
24 Ekim 2017 Salı
Ekim şehitlerinin yolu yolumuzdur
Bizler öleceğiz...
Çünkü tarihin
kaçınılmaz zorudur ereğimiz.
Zor berraklık ister; zorun berraklığıdır
sıkıca sarıldığımız mavzerimiz.
Kına yakmasın düşman ellerine,
bizler tükenmeyenlerin nasırlı elleriyle
çitleri yıkacak olanların çelik bilinciyiz”
Bizler proletaryanın neferleriyiz Türkiye ve Kuzey
Kürdistan’da faşist diktatörlüğün kirli savaşla halklarımıza topyekûn savaş
açtığı hemen her gün faşist baskı ve terör nedeniyle ülkenin
her tarafından emekçiler, devrimciler ve Kürt gerillalar katlediliyor. AKP
faşizmi egemenliğini sürdürmek ve devrimci demokratik muhalefeti ezip dağıtmak
için Diyarbakır’da, Suruç’ta, Ankara’da yüzlerce demokrasi savaşçısının
katlettiği ve OHAL rejimiyle faşizmin pekiştirilmeye çalışıldığı, zindanlarda
zulmün dinmediği, tutuklama terörünün alıp başını gittiği korku
imparatorluğunun büyütüldüğü koşullar, devrim için örgütlenip ayağa kalkmanın
ne kadar acil bir hal aldığını gösteriyor.
Bilindiği üzere Ekim ayı, dünya proletarya devriminin ilk olarak pratikleştiği ve Rusya'da proletarya ve emekçilerin iktidarı alarak, dünya burjuvazisine karşı komünizmin sancağını daha da yukarı çektiği aydır. Dünya proletaryası ve halkları için Ekim ayı, hep zafer yüklü ve kavga dolu bir ay olarak anıldı ve yığınlar, devrime ve sosyalizme olan inançlarını her yıl Ekim devrimini anarak tazelediler ve ondan aldıkları güçle daha sıkıca sarıldılar sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya özlemine.
Bilindiği üzere Ekim ayı, dünya proletarya devriminin ilk olarak pratikleştiği ve Rusya'da proletarya ve emekçilerin iktidarı alarak, dünya burjuvazisine karşı komünizmin sancağını daha da yukarı çektiği aydır. Dünya proletaryası ve halkları için Ekim ayı, hep zafer yüklü ve kavga dolu bir ay olarak anıldı ve yığınlar, devrime ve sosyalizme olan inançlarını her yıl Ekim devrimini anarak tazelediler ve ondan aldıkları güçle daha sıkıca sarıldılar sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya özlemine.
Ekim şehitlerimiz; Kilis’te toprağa düşen M18
gerillalarından Mehmet Beşgen’den Erdoğan Tatar'a, Saim Bozkurt’tan Müslüm Akyol’a,
Hasan Çiçek’ten Ertan Uzunyayla'ya, Mehmet Türk’e, Hüseyin Toraman’dan Ali Ekber
Barış’a her şeyleriyle kavganın engin denizine kendilerini attılar, devrim
ve komünizm savaşımımızın zaferi için, örgütümüz KP-İÖ’nün önceli komünist öncü
TKP/ML Hareketi'nin komünist programına yaşam buldurmak için, kanlarını güzelim
ülkemizin topraklarına kattılar. Şehitlerimizin bizlere devrettikleri devrim
bayrağı bugün onların erdemleri ve mücadele kararlılıklarıyla yoldaşlarınca
taşınmakta ve ekim şehitlerinin anısını kavgalarında yaşamaktadırlar.
Evet, budur ölümsüzleşmenin “sihri” devrim davasında şehit düşmek ve tam da budur tarihin burçlarındaki ölümsüzlük. Ekim şehitleri bizlere devrim için yürünmesi gereken yolu gösterdiler ve şehit yoldaşlarından devraldıkları bayrağı usulcasına yoldaşlarına devrederek ölümsüzler ordusuna katıldılar.
Evet, budur ölümsüzleşmenin “sihri” devrim davasında şehit düşmek ve tam da budur tarihin burçlarındaki ölümsüzlük. Ekim şehitleri bizlere devrim için yürünmesi gereken yolu gösterdiler ve şehit yoldaşlarından devraldıkları bayrağı usulcasına yoldaşlarına devrederek ölümsüzler ordusuna katıldılar.
26. yılında ilk gözaltı kayıplarından komünist gençlik önderi Hüseyin Toraman anarken
“Öfkeye dönüştüyse acılarımız
sığmıyorsak kabımıza
ve sevdalı olduğumuz halde
uğrunda ölecek kadar
seviyorsak yaşamı
Unutma ki,..
Gelecek güzel günler içindir.”
sığmıyorsak kabımıza
ve sevdalı olduğumuz halde
uğrunda ölecek kadar
seviyorsak yaşamı
Unutma ki,..
Gelecek güzel günler içindir.”
İşte çekilip bayrak bayrak tarihin burçlarında ölümsüzleşen güzelliklerimizden biri de genç komünist önder Hüseyin Toraman yoldaştır. 27 Ekim, böyle bir ölümsüzleşmenin tarihi adıdır. Hüseyin Toraman yoldaş 27 Ekim 1991'de faşist diktatörlüğün beyaz müfrezeleri tarafından kaçırılıp 'kayıp' edildi. Beyaz ölüm, onu yalnızca fiziki olarak aramızdan ayırdı. Fakat büyük ve onurlu kavgamızda onun yüreği çarpıyor. Yine kavgada yan yana ve omuz omuz omuzayız. 0, kavgamızda yaşıyor, savaşıyor. Ve kutup yıldızımız ışık olmaya devam ediyor.
Toraman yoldaş, gençlik savaşımının/sınıf savaşımının yetiştirdiği bir gençlik önderiydi. Devrim ve sosyalizme sempatisi çok küçük yaşlardan geliyordu. Devrime olan bu sevdasını hiç bir dönem yitirmemişti.12 Eylül gibi ağır gericilik dönemlerinde bile terk etmemişti devrime sevdasını. Yoldaşın, devrimci savaşım yaşamı üniversite yıllarında başladı. Ve yükseköğrenim gençliğinin savaşımında kavgaya atıldı.
Değerli göçmen emekçiler, yoldaşlar:
Toraman yoldaş, gençliğin akademik ve politik savaşımında hep ön saflarda oldu. Yükseköğrenim gençliğinin örgütlü savaşımını geliştirme ve yeni mevziler yaratmada yine önlerdeydi. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanlığını da yapan yoldaş, aynı biçimde öğrenci gençliğin Türkiye çapında yaratılan bütün koordinasyon, eylem ve platformlarının da yaratıcı önder örgütçülerindendi. 1987-14 Nisan direniş ve kitlesel gösterilerini örgütlemede de onun "imza"sı vardı. Komünist hareketle de bu süreçlerde tanıştı. Safını belirleyerek komünist hareketin pratik-örgütsel çalışmalarında yer aldı. Komünist gençlik hareketinin kurucu militan olarak çalıştı. Güçlü örgütçü, siyasal önderlik yeteneği ile GKH'nin örgütlenmesini geliştirdi. Ve GKH önderliğinde yer aldı. GKH'nin yükseköğrenim gençlik çalışmasının yanında, lise ve işçi gençlik çalışmasının başlatılması ve geliştirilmesinde de yer aldı.
Toraman yoldaş, yeni tipte Marksist-Leninist bir kadronun tüm özelliklerini taşıyordu. İnanç, irade, kararlılık, yaratıcılık ve diğer önderlik özellik ve yeteneklerinin hepsi Hüseyin Toraman yoldaşın kişiliğinde kristalleşmekteydi. Özverili, çalışkan ve alçak gönüllüydü. Tüm devrimci değerlere ve soylu erdemlere sahipti. Kısaca, H.Toraman yoldaş, sosyalizm davasına adanmış örnek bir yaşamdı.
Beyaz ölümde kaybettiğimiz 26. yıldönümünde, komünist gençliğin önderi ve aynı zamanda gençliğin anti-faşist önder savaşçısı Hüseyin Toraman yoldaşı, saygıyla anıyor ve şehitlere devrim sözümüz olduğunu bir kez daha haykırıyoruz!
Şehitlerimiz onurumuzdur, onuru asla
çiğnetmeyeceğiz!
Kilis şehitleri kavga barağımızdır
-6 M18
Gerillaların anısına-
Altı can
Altı yiğit dağların
şahanı
Kavgaya sevdalı
altı bükülmez bilektiler
İlk yaz güneşi gibi
sarı
Ve sıcak
Ve bilmem kaç
yüzyılın baharında
Yeniden açacak
Islak toprak
Gök buluttu
Ateş dağ
yüreklerinde
Şafak söktü sökecek
Ey dağların sesi
mavzerler
Ey sevdaların
türküsü denizle
Ey yarınların sesi
direnişler
Söyleyin hangi
tarihtir bu izi bekler
Ay
dolandı
Gün
aştı
dağlarda özgürlük
türkülerle
gelecektiler
pusuda düşürülünce
dağlarda
ölümü kucakladılar’
Altı savaşkan altı
militandı aynı bedende
Aynı uçurumlarda
çatılmış tüfekler
Aynı kavgalarda
söylenmiş türküler
Aynı sevdalara
ertelenmiş aşklar
Aynı menzile
yetişme zamanında
Güldüler
Sevdiler
Beklediler
Gittiler ay geceyi
aşmadan
Düşman tuzağa
durmadan
Düşman baskına
kalkmadan
Menziller mavzer
tetiğinde
Mavzerler mevzi
yatağına sığmazken
Yazılanlara yar can
Kilis’te toprak tarihini kanıyla
yazmış
Geleceğine kanını katmış Ve
geleceklere satılmış
Uğruna can verdikleri
Ateş düşmüştü
yüreğe
Yürek dağlanırda
durmak olurmuydu
Kilisti toprak
Kavrulmuştu toprak
Altı candılar kanlarını akıttılar
Kilis toprağına kanlarını kattılar
Onlar ki susuz
topraklara umut ektiler
ölümün üzerine
gülerek yürüdüler
biz gerillayız
karakol baskınlarında vuruluruz!
Düşman hain
Düşman pusuda olsa
Elde silah
Dilde türkü
Yürekte sevda
Aynı gecelerin şafağı
Aynı aşkların bedeni
Aynı kavgaların yoldaşı
Ve aynı toprağın hamuruydular
Altı kavga adamı
Altı tan atışıydılar
Ay dolandı yine
Günaştı”
Yıl
1992, aylarda Ekim'in 27'si. Yıldızsız gecenin alacakaranlık vakti.
Beka'dan Kilis'e uzanan sınır yolunun uğursuz noktası. Belki de zaman denilen
çizginin bu noktasında tarihin durdurulamaz sonsuz akışına yeni bir sayfa
yazılacak. Ve tarihin onurlu sayfasının adı 'Altılar Ölümsüzdür" olacak.
Çünkü
bilmiyordu iğrenç oyunları düşmanın. Ve sürüyordu sınıf savaşımı. Faşist
diktatörlüğün yok edici beyaz müfrezeleri yine kan içmeyi bekliyordu pusuda. Yalnızca
kanlı pusu değildi bu. Aynı zamanda bir yol kavşağıydı Devrim ile
karşı-devrimin hesaplaşmak için buluştuğu bir yol kavşağı. Bir savaş ve
zafer yaşanacak burada. Düşman, çirkin, haşin, zalim ve kalleşti. Bir de,
devrimin ve geleceğimizin temsilcileri var bu kavşakta. Yüreğinde devrim
ateşinin korlandığı altı komünist gerilla, devrime gebe ülke topraklarında
savaşma arzusuyla sınırı geçmeye çalışıyorlar. Ama ölüm kalleşti, ölüm
sınırdaydı. Düşman ve ölüm pusu ya yatmıştı.
Altı
komünist savaşçı, ölümden korkmaksızın, ölümün üstüne üstüne gidiyorlar. Grubun
en önünde, eğitim kampı ve " İbrahim Kaypakkaya 1. Devresi"nin ilk
genç komutanlarından Saim yoldaş. Belki de, ilk ve son savaş muharebesini
yönettiğini bilmeden giriyor zulüm tufanına. Arkasından diğer yoldaşlar, Ertan
Uzunyayla, Müslüm Akyol, Hasan Çiçek, Erdoğan Tatar ve Mehmet Beşgen
geliyor. Kahrolası bir karanlık ve sessizlik. Çok sürmüyor kararlılığın hükmü
ve birden anlamsız sessizliği bozan kurşun sesleri yankılanıyor dağlarda. Karşı-devrimin
silahları kan kusuyor gencecik bedenlerin üzerine. Ve devriliyor birer birer,
genç fidanlarımız. Her biri yarım kalan şiarlarını haykırarak düşüyor toprağa.
Kan ile sulanıyor toprak. Ve aynı anda proletaryanın kızıl bayrağı, daha da
kızıllaşıyor. Tarihin, bu nirengi noktasında altı komünist gerilla daha şehit
düşüyor, Kürdistan dağlarında.
Bir
kan gölü içinde yatıyor yiğit yoldaşlar. Gözlerinde sınıf kininin şimşekleri
çakıyor. Ufka ve zafere doğru yükseliyor bakışları. Karanlık geceyi
yırtarcasına yüzlerinde geleceğe olan inancın sonsuzluğuyla ölümsüzleşiyorlar.
Apoletleri yoktu belki bu devrim askerlerinin. Ve belki de yakalarında
taşıdıkları ölümdü apoletleri. Ama künyeleri vardı bu proleter kahramanların.
Onurla taşıyorlardı boyunlarında. Ve yazıyordu künyelerinde "TKP/ML Hareketi
M-18 Gerillaları İbrahim Kaypakkaya 1. Devresi" diye. Evet, altı On
sekiz gerillası yoldaş, hain pusularda devrime canlarını armağan ederek,
katıldılar ölümsüzler kervanına. Sonsuz fedakarlığın ve inanan sembolü oldular.
Can bedeli ve tutkulu savaşkanlığın en yüce ve sade örneklerinden birini
sergilediler, ölümü güzel ve mutlu kıldılar. Ölümü sınıf sanatı gibi nakış
nakış işler.
Altılar,
var olandan her bakımdan yüksek ve ileri bir toplum kurma ile kurulu düzenle
bütün bağlarını kopardılar. Kapitalist toplumun egemen sınıflarına ve onların
zulüm direkleri üzerine kurulmuş diktatörlüğe her cepheden düşmanlıklarını ve
kesin biçimde ilan ederek bulunduklarına karşı yüksek bir hücum gücüyle
saldırıya geçtiler. Süssüz gösterişsiz ve anlamlı yaşadılar. Proletaryanın,
insanlığın ortak idealleri ve çıkarlarının dışında hiçbir çıkar gözetmeksizin
yaşamlarını ortaya koydular.
Devrimin
en ağır görevlerine atılmada asla kuşku göstermediler. Devrim ve partiyi
örgütlemenin sıra neferi, savaşçısı oldular. Yüce devrim ve komünizm davasının,
yeni bir toplum' yaratmanın işçileri ve devrimin hamalları oldular.
Komünizmin
bu altı savaşçısının, içinde savaşarak ölümsüzleştikleri koşulları bütün gerçek
yanlarıyla anlamakla ancak altı savaşçımızın anılarının büyüklüğü
anlaşılabilecektir. Ve ancak O zaman gerçek anlamıyla onları anmış ve yaşatmış
olacağız. Onlar, devrim için savaşımın sorunlarının büyüdüğü ve buna koşut
olarak, devrimci görevlerimizin kat kat arttığı bu dönemde, yeni ve büyük konumlar
yakalama somut 'görevini bir iş olarak önümüze koydular. Ve onlar bu uğurda
savaşarak ölümsüzleştiler. Onuru, kavgayı, bayrağı ve devrimin görevlerini bize
teslim ettiler.
Şimdi
onları anmak, onları tıpkı yaşadıkları zamandaki gibi sıcak ve yeni tutmak,
bugünün; yani içerisinde bulunduğumuz tarihsel 'an'ın bütün devrimci
görevlerini anlamak ve başarmakla gerçek anlamını bulacaktır.
Onları
anmak ve yaşatmak, ağırlığına bakmaksızın, bu görevleri eksiksiz yerine
getirmek için onlarca, yüzlerce kat fazla enerjiyle, özveri ve coşkuyla
çalışmak gerektiğinin kavranmasından geçer. Görev, şehitlerimizi anmak için her
günkü devrimci görevlerimize sımsıkı sarılmak ve ileriye atılmaktır.
Geleceğin
fethi davasında düşen, altı kızıl M18 gerillasını, kavgamızda, bilincimizde ve
yüreğimizde yaşatıyoruz. Kahpe bir pusuda katledilişlerinin 25. yıldönümün de,
altı komünist gerilla ve dağ kartalı yoldaşımız kavgamızda yaşıyor. Sonsuza dek
yaşayacaktır.
11 Eylül 2017 Pazartesi
Mustafa Suphi TKP’si 97. yaşında: Emekçiler örgütsüz, işçi sınıfı hala öncüsüz
Türkiye Komünist
Partisi (TKP), Mustafa Suphi önderliğinde 10 Eylül 1920’de toplanan I.
Kongre’de kuruldu. Kongre, Kemalist gericiliğin izin vermemesi üzerine Bakü’de
toplandı. Kongreye 15 komünist örgüt ile İstanbul, Anadolu ve Bakü kümeleri
temsilcilerinden oluşan 74 delege katıldı. Bu delegelerden 51’i İstanbul ve
Anadolu’dan gelmişti. Mustafa Suphi oybirliğiyle parti başkanlığına seçildi.
Tüm dünyayı sarsan
Ekim Devrimi’nin top sesleri kısa zamanda ülkemizde de etkisini gösterdi ve
Marksizm’in yayılmasına büyük bir atılım kazandırdı. Türkiyeli komünistler
proletaryanın bağımsız siyasetini sürdürecek komünist partisinin kuruluşu için
harekete geçtiler. Kararlı, yoğun çalışmalar sonucu 10 Eylül 1920’de TKP,
komünist grupların birleşmesiyle Bakü de kuruldu. Böylece proletarya kendi
bağımsız öz öncü örgütüne kavuşmuş oldu.
29 Temmuz 2017 Cumartesi
Hatıralarının ve kavgasının kalanında komünist önder Münir Dışkaya’yı yoldaşları her alanda yaşatacaklar
Münir Dışkaya
yoldaşı çok genç yaşında Adana da girmiş olduğu su kanalında 30 Temmuz 1979
yılında erkence kaybettik. Merkez Komitesi toplantısı için Adana'ya gelen Münir
yoldaş randevu saatine kadar zamana geçirmek gittiği kanalda yüzme bilmediği
için dalgaya kapılarak yaşama gözlerini yumdu.
Münir yoldaş TKP-ML Hareketi'nin Nisan 1979 yılında gerçekleştirmiş olduğu, I.
Konferans’ında Merkez Komitesi (MK)’ne seçilmişti. MK için en genç yoldaşlardan
olan Münir yoldaş, MK içi görev bölüşümünde örgütçü özellikleri nedeniyle Örgüt
Büro'ya seçilmiş ve Marmara Bölge Komitesi sorumluluğunu üstelenmişti. Münir
yoldaşı anlatmak ve Onun engel tanımaz devrimci militan özelliklerini yeniden
hatırlamak, içinde geçmekte olduğumuz zorlu süreçte nasıl devrimci öncü ve
militanlar olmamız gerektiğini anlamak bakımından büyük önem taşıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






